1956 yılında Ankara'da doğan Adnan Oktar, Harun Yahya müstear ismi ile kitaplarını yazmaktadır. Hayatını tamamen Yüce Allah'ın varlığını ve birliğini insanlara anlatmaya, Kuran ahlakını yaymaya, materyalist ve ateist ideolojileri fikren mağlup etmeye, gerçek Atatürkçülüğü yayıp Devlet'in bekasını ve milletin bütünlüğünü savunmaya adamış dünya çapında tanınan bir fikir adamıdır. Üniversite yıllarından başlayarak, hayatının her döneminde, bu kutlu amaca hizmet vermiş ve hiçbir zaman zorluklar karşısında yılmamıştır. Bugün, hala büyük bir sabır ve kararlılık göstererek, materyalist, Darwinist ve bölücü odaklardan gelen tüm baskılara karşın fikri mücadelesini devam ettirmektedir.
Seyyid olan Sayın Adnan Oktar'ın aile büyükleri Hülagü fitnesi sırasında Kafkasya'ya göç etmiş, daha sonra Osmanlı-Rus Savaşları ve Rus-Kafkas savaşları esnasında Osmanlı'ya sığınıp, Ankara Bala'ya yerleşmişlerdir.
Sayın Adnan Oktar'ın dedesi Ömer Bey'in dedesi Beslen Arslan Kasayev'in kökeni Nogay Hanlığı'na dayanmaktadır. Beslen Arslan Kasayev'in ailesi Arslanoğulları olarak da tanınmaktadır. Arslanoğulları, 1827 yılında Kafkas Valiliği için hazırlanan bir belgede adı geçen 21 seyyid ailesinden biridir.
Kara Nogay ve Yediskul Bölgesinde yaşayan Nugay seyyidleri hakkında isim soyadlarıyla ve aile mensuplarıyla ilgili bilgiler
Rusya Federasyonu Stavropol Federal Arşivi'nde yer alan, 17 Temmuz 1827 tarihli orijinal belgenin fotokopisi, Arşiv No: 48, Cilt 2, Dosya No: 853. Bu tarihi belgede, Kara Nogay ve Yediskul bölgesinde yaşayan Nugay Seyyidlerinin kimlikleri ve aileleri hakkında bilgiler mevcuttur. Bu bilgiler bir liste halinde düzenlenmiş olup listede 3. sırada Adnan Oktar'ın dedesinin dedesi olan Beslen Arslan ve ailesinin kaydı bulunmaktadır. Adnan Oktar’ın dedesi Ömer Bey Kafkasya’da doğmuş, 1902’de Ankara Bala kasabasına yerleşmiştir. Ömer Bey’in babası Hacı Yusuf, Hacı Yusuf’un babası ise Rus arşivlerinde seyyid olarak kaydı bulunan Beslen Arslan (Kasayev)’dır.
Kişi ve Ailesi
Erkek
Kadın
1. Nugay Kaplanov ve ailesi
4
3
2. Yusuf Ali Aysoltanov ve ailesi
2
5
3. BESLEN ARSLAN KASAYEV VE AİLESİ
2
4
4. Han Muhambet İsmailov ve ailesi
3
-
5. Muhambet Kantemirov ve ailesi
8
9
6. Mengligirey Tilenchiyev ve ailesi
3
-
7. Yanseyit Abdullayev ve ailesi
2
4
8. Gazı İnal Batırburzayev ve ailesi
5
7
9. Hayati Ahmetov ve ailesi
3
3
10. Nemin Yasenbi Adjiyev ve ailesi
8
5
11. Alibey Mamayev ve ailesi
3
3
12. Musousov ve ailesi
2
3
13. Alibek Soltanaliyev ve ailesi
4
-
14. Bekmurza Karamurzayev ve ailesi
3
2
15. Aslangirey Temirhanov ve ailesi
3
3
16. Alibey Temirov ve ailesi
2
3
17. Ali Mamayev ve ailesi
3
1
18. Beymurza İsterekov ve ailesi
4
3
19. Tausultan Temirhanov ve ailesi
7
-
20. Mamay Arslanov ve ailesi
1
-
21. Magomet Utepov ve ailesi
3
3
TOPLAM KİŞİ SAYISI
75
61
Adnan Oktar’ın babasının ismi resmi kayıtlarda Yusuf Oktar Arslan olarak geçmektedir. Arslan soyadı, Rus kaynaklarında da yer almaktadır.
Sayın Adnan Oktar'ın İlkokul yıllarına ait bir resim
Sayın Adnan Oktar 1956 yılında Ankara'da doğdu ve lise eğitiminin sonuna kadar Ankara'da yaşadı. İslam ahlakına olan bağlılığı lise yılları boyunca çok güçlendi. Bu dönemde büyük İslam alimlerinin hemen tüm eserlerini okuyarak, İslam hakkında derin bilgi edindi. Yine bu yıllarda, İslam ahlakını tüm insanlara anlatmaya ve onları doğruya ve güzele davet etmeye karar verdi.
1979 yılında, binlerce kişi arasından üçüncülükle girdiği Mimar Sinan Üniversitesi'nde eğitimine devam etmek üzere İstanbul'a taşındı. Sanatı, Allah'ın üstün yaratışının bir tecellisi olarak gören Sayın Oktar, resim yapma konusunda çocukluğundan beri yetenekliydi ve zaman zaman sürrealist tablolar yapardı. Arkadaşlarına hediye olarak verdiği çok sayıda tablosu bulunmaktadır. Ayrıca, Allah'ın sanatının birer tecellisi olarak gördüğü hayvanlara, bitkilere ve çiçeklere de özel ilgisi bulunan Sayın Adnan Oktar'ın, bahçe bakımı, iç mimari ve dekorasyon, ilgilendiği alanlar arasındadır.
Sayın Adnan Oktar Mimar Sinan Üniversitesi'ne girdiği dönemde üniversite, çeşitli illegal Marksist-komünist organizasyonların etkisi altındaydı. Hem akademisyenler hem fakülte görevlileri hem de öğrenciler arasında saldırgan ateist ve materyalist akımlar hakimdi. Hatta, öğretim üyelerinin bir kısmı, derslerinde konuyla bağlantısız olmasına rağmen hemen her fırsatta materyalist felsefe ve Darwinizm'in propagandasını yapıyorlardı.
Sayın Adnan Oktar, dini ve ahlaki değerlerin saygı görmediği ve neredeyse bütünüyle reddedildiği, materyalist görüşün kontrolündeki bu ortamda, çevresindeki insanlara Darwinizm'in geçersizliğini, Allah'ın varlığını ve birliğini anlatmaya başladı. Üniversitenin bitişiğindeki Molla Camii'nde açıkça namaz kılan tek kişiydi.
Annesi Mediha Oktar'ın da anlattığı gibi, bu dönemde Sayın Adnan Oktar gecede sadece birkaç saat uyuyor, zamanını okuyarak, notlar alarak ve dosyalar tutarak geçiriyordu. İçinde Marksizm, Leninizm, Maoizm, komünizm ve materyalist felsefe konulu temel kitapların da yer aldığı yüzlerce eser okumuş ve hem klasik hem de nadiren okunan kitaplar üzerinde detaylı çalışmalar yapmıştır. Ayrıca, bu ideolojilerin sözde bilimsel temelini oluşturan evrim teorisi üzerine geniş çaplı araştırmalar yapmış, bu bilim dışı teorinin açmazlarını gözler önüne seren bilgi ve belgeler toplamıştır. Allah'ın inkar edilmesine dayalı olan bu batıl felsefe ve ideolojilerde yer alan çıkmazlar, çelişkiler ve aldatmacalar konusunda çok detaylı bilgi derleyen Oktar, bu bilgi birikimiyle insanları gerçeğe ve doğruya davet etmiştir. Üniversitedeki öğrenciler ve öğretim üyeleri de dahil olmak üzere herkese Allah'ın varlığını, birliğini ve Kuran ahlakını anlatmıştır. Okul kafeteryasında, koridorlarda ya da ders aralarındaki sohbetlerde, materyalizmin ve Darwinizm'in aldatmacalarını, bu ideolojilerin kaynak kitaplarından direkt alıntılar yaparak açıklamıştır. Sayın Oktar'ın bu kültürel çalışmaları büyük etki oluşturmuş, bazı öğretim görevlileri de dahil olmak üzere, çok sayıda kişinin ideolojik yapısında ve inançlarında olumlu değişiklik olmuştur. Sayın Adnan Oktar, özellikle materyalizm ve ateizmin dayanak noktası olan evrim teorisinin çökertilmesi konusuna özel önem vermiştir. Zira, Sayın Oktar Darwinizm'in ilk ortaya çıktığı tarihten itibaren, ateist ve materyalist akımlar tarafından sahiplenildiğini görmüştür. Günümüzde de halen aynı çevreler tarafından ideolojik kaygılarla savunulduğunun ve ayakta tutulmaya çalışıldığının farkında olan Sayın Adnan Oktar, Darwinizm'in çökertilmesinin, söz konusu akımlar için büyük bir yenilgi anlamına geleceğini düşünmektedir.
DARWİNİZM'İ ÇÖKERTEN İLK KİTAPÇIK
İşte bu amaçla Sayın Adnan Oktar, öncelikli olarak yüz yılı aşkın bir zamandır insanları etkisi altına alan ve onları din ahlakını yaşamaktan uzaklaştıran bu aldatmacanın geçersizliğini ispatlama konusundaki çalışmaları üzerine yoğunlaştı. Oktar, sözde bilim adına ortaya çıkan Darwinizm'in gerçek yüzünü ortaya koymanın en etkili yolunun yine bilimin kendisi olduğunu düşünüyordu. Bu anlayışla, geniş çaplı araştırma ve çalışmalarının bir özeti olan Evrim Teorisi isimli bir kitapçık çıkardı. Bu kitapçığın tüm masraflarını ailesinden kalan gayri menkulleri satarak kendisi karşıladı. Ardından, bu kitapçığı üniversite öğrencilerine bedava olarak dağıtmaya başladı.
Ağustos 2005
Bu kitapçık, evrim teorisinin hiçbir bilimsel değeri olmadığını ve bir aldatmacadan ibaret olduğunu gösteren kapsamlı bir çalışmaydı. Bu çalışmayı okuyan ve Sayın Adnan Oktar'la konuşan birçok kişi evrim teorisinin bilimsel bir geçerliliği olmadığını açıkça anlıyordu. Sonuç olarak, hiçbir canlının tesadüfler sonucu var olamayacağı, kainatı ve içindeki tüm canlıları Yüce Allah'ın yarattığı bilimsel, açık ve anlaşılır bir üslupla ispat ediliyordu. Yine de, materyalist düşünceye körü körüne bağlı bazı öğrenciler -gerçeği net olarak görmelerine rağmen- inkardaki kararlılıklarını açıkça ifade ediyorlardı.
Dahası üniversitedeki bazı militan öğrenciler, faaliyetlerini durdurmadığı takdirde hayatını riske atacağını söyleyerek Sayın Oktar'ı açıkça tehdit ediyorlardı. Tüm bu baskı ve tehditler, Sayın Oktar'ın Allah'a olan bağlılığını ve kararlığını daha da artırdı. Materyalist ve ateist çevrelerin sert reaksiyonları ve endişeleri Sayın Adnan Oktar'ın doğru yolda olduğunun en önemli delillerinden biriydi.
Terörün hüküm sürdüğü, ateist ve materyalist akımların hakimiyeti altındaki bir üniversitede dindar bir insanın istediği şekilde fikrini anlatması ve inançlarını savunması şüphesiz son derece zordu. O yıllarda Türkiye'de pek çok genç insan, ideolojik gerilimler yüzünden acımasızca katledilmekteydi. Bu şartlar altında Sayın Adnan Oktar, Allah'ın varlığını, birliğini ve Kuran'ın doğruluğunu açıkça tebliğ ediyordu. Hiç kimsenin inançlarını açıklamaya dahi cesaret edemediği bir okulda, karşılaştığı tepkiler ve tehditlerden asla yılmadan, düzenli olarak Molla Camii'ne giderek namaz kılmaya devam ediyordu.
MİMAR SİNAN ÜNİVERSİTESİ'NDE DİN
AHLAKININ YAYILMAYA BAŞLAMASI
Sayın Adnan Oktar Mimar Sinan Üniversitesi'nde İslam ahlakını anlatmaya başladığında yalnızdı. Üç yıldan fazla bir süre görüşlerini destekleyen kimse olmadı. Ancak bu durum onun kararlılığını değiştirmedi. Tek dostunun Allah olduğunu biliyor ve tüm bunları sadece Allah'ın rızasını kazanmak için yapıyordu.
Ağustos 2007
Tüm zamanını, enerjisini ve imkanlarını sadece tek bir amaca vakfetti: Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanabilmek ve din ahlakını tüm insanlığa anlatmak...
1982 yılında, ilk kez, yine Mimar Sinan Üniversitesi'nde okuyan birkaç genç, Sayın Adnan Oktar'ı fikri mücadelesinde onun yanında yer almaya karar verdiler. Aradan aylar, yıllar geçtikçe, bu fikirleri benimseyen gençlerin sayısı arttı. Adnan Oktar'ın bu gençlerle yaptığı sohbetlerin konuları arasında vatan ve millet sevgisi, büyük önder Atatürk'ün izinde yürümenin önemi, yaratılışın delilleri, Peygamber Efendimiz (sav)'in örnek ahlakı, Kuran'da Rabbimiz'in bildirdiği ahlaki değerler ve materyalizmin, ateizmin ve Darwinizm'in geçersizliği yer alıyordu. Bu dönemde ve bundan sonraki hayatı boyunca da Sayın Adnan Oktar pek çok insanın iman etmesine ve din ahlakına uygun yaşamasına vesile oldu.
İLK KARALAMA KAMPANYASI VE AKIL HASTANESİNDE İŞKENCE
Sayın Adnan Oktar'ın Bakırköy Akıl Hastanesi'nde kaldığı yıllara ait bir resim
Sayın Adnan Oktar'ın Darwinizm, materyalizm ve ateizm aleyhine yürüttüğü fikri çalışmalar bir süre sonra daha geniş çevrelerden de tepki almaya başladı. Sayın Oktar'ın milliyetçi ve mukaddesatçı çalışmalarından rahatsız olan bazı çevrelerin etkisiyle, aleyhinde büyük bir komplo kuruldu. Bu komplo, Sayın Adnan Oktar'ın büyük yankılar uyandıran Yahudilik ve Masonluk adlı eserini yazıp yayınladığı günlere denk gelmektedir.
1986'nın yazında Sayın Adnan Oktar, "Türk Kavmindenim, İslam Milletindenim"sözlerinden ötürü hiçbir haklı hukuki gerekçe olmadan tutuklandı. Bu ifade bir gazetede yayınlanan bir röportajda yer almıştı. Aynı dönemde çeşitli yayın organlarında, yukarıda ifade edilen çevrelerin etkisiyle, birtakım yalan haberler, mesnetsiz bilgiler ve iftiralar yer almaya başladı.
Sayın Adnan Oktar önce tutuklandı ve cezaevine kondu. 9 ay boyunca tekli hücrelerde tecrit edilerek tutuldu. Daha sonra Adli Tıp’ta 40 gün ayağından yatağa zincirlenerek geçirdi. Sonra Bakırköy Akıl Hastanesi'ne nakledildi ve akıl sağlığı yerinde olmadığı iddiasıyla müşahade altına alındı. Hastanede, en tehlikeli hastaların bulunduğu "14A" koğuşunda tutuldu. 300 akıl hastasının olduğu 14A koğuşu, Abdülhamit döneminden kalma taş bir binanın içerisindeydi ve bu koğuşa birkaç kilitli demir kapıdan geçilerek gidiliyordu. İçerisi oldukça bakımsız, izbe ve pisti. Bu ağır hastaların arasında cinayet çok sıradan bir olay olarak görülüyordu. Sayın Oktar'ın burada bulunduğu süre içerisinde, 7 cinayet işlendi.
Üstelik böyle bir şuur bulandıran ilaçlar kendisine zorla verildi. Kendisini ziyaret etme ve görme imkanı bulanlar, Sayın Oktar'ın bu dönemde de kararlılığını ve şevkini hiç kaybetmediğine şahit oldular. Onları İslam ahlakına davet edeceği düşünülerek, doktora öğrencilerini, hemşireleri ve hatta doktorları bile görmesine izin verilmiyordu. Bir süre sonra yakınları ve arkadaşlarıyla da görüşmesi yasaklandı. Hatta, telefon görüşmesi bile yapmasına müsaade edilmiyordu. İlmi faaliyetlerini durdurmadığı takdirde hayatı boyunca hastanede kalacağına dair tehdit edildi. Bazı kesimlerden Yahudilik ve Masonluk kitabını basmaktan vazgeçmesi için yoğun baskılar gelmeye başladı. Eğer kitabı basmaktan vazgeçerse, hemen hastaneden çıkabileceği, yaşamının bundan sonrasını refah içinde geçirebileceği gibi teklifler geldi. Kitabın tüm dosyalarını vermesi karşılığında, büyük maddi imkanlar teklif edildi. Ancak, kendisi tüm bu teklifleri geri çevirdi, baskı ve tehditlerden yılmadı. Tam tersine bu yaşadıkları, onun kararlılığını daha da arttırdı.
Sayın Oktar hapishanede ve akıl hastanesinde toplam 19 ay tutuldu ve sonra savcılığın, "ifadelerinde suç unsuru bulunmadığını" belirtmesiyle beraat etti ve mahkemece serbest bırakıldı.
Sayın Adnan Oktar’a Gülhane Askeri Tıp Akademisi tarafından verilen akıl sağlığının yerinde olduğunu belirten "SAĞLAM" raporu ise basında hiçbir yerde duyurulmadı. Sayın Adnan Oktar 20 yıl akıl hastası olarak kamuoyuna tanıtıldıktan sonra akıl sağlığının yerinde olduğu Askeri Hastane raporuyla açıklandı.
Sayın Oktar'ın Darwinizm'in nasıl büyük bir aldatmaca olduğunu gösteren çalışmaları bu dönemde de sürdü. 1986'da Darwinizm'in iç yüzüyle ilgili tüm değerli araştırmalarını Canlılar ve Evrim kitabında topladı. Bu kitap bilimsel kaynakların ışığında evrim teorisinin açmazını gösteren bir kaynak eser olarak yıllarca tek referans olarak kullanıldı.
Ağustos 2007
KOKAİN KOMPLOSU
1991'in ortalarında yaptığı kültürel çalışmalardan rahatsız olan birtakım çevrelerin etkisiyle, Sayın Adnan Oktar yeni bir komployla karşı karşıya kaldı. Bu dönemde kendisi, masonluk tarihi ve dünya masonluğunun örgütlenmesiyle ilgili son derece önemli bir kitap çalışması yapıyordu. Sayın Oktar'ın annesiyle birlikte yaşadığı Ortaköy'deki evine gelerek arama yapan polisler, yaklaşık iki bin kitaptan oluşan kütüphanede, ellerini attıkları ilk kitabın içinde bir paket kokain buldular.
O günlerde İzmir'de birkaç arkadaşıyla birlikte olan Sayın Adnan Oktar gerçekdışı bir bahane ile gözaltına alındı ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne nakledildi. 72 saat sonunda kokain testi için Adli Tıp Kurumu'na gönderildi. Sonuçlar gerçekten oldukça ilginçti! Sayın Adnan Oktar'ın kanında kokainin bir yan ürününün çok yüksek miktarlarda bulunduğu açıklandı.
Ancak daha sonra ortaya konulan delillerin tümü, bu iftiranın sadece bir komplo olduğunu kanıtladı. Öncelikle Sayın Adnan Oktar'ın evinde bulunduğu iddia edilen kokainin komplonun bir parçası olduğu ortaya çıktı. Bu komplodan kısa bir süre önce Sayın Adnan Oktar kendisine karşı gizli bir planın kurulmaya başlandığını hissetmiş ve Ortaköy'deki evinden ayrılmıştı. Sonra annesini arayıp kendisine karşı bir komplo kurulmasının muhtemel olduğunu söylemiş ve annesinden şahit olmaları için birkaç kişiyle birlikte evi temizleyip kontrol etmesini istemişti. Bunun üzerine Sayın Adnan Oktar'ın annesi Mediha Oktar komşularından birini ve kapıcılarını çağırmış ve hep beraber evi iyice temizleyip kitaplıktaki kitapların teker teker tozunu almışlardı. Sayın Adnan Oktar'ın bu temizlikten sonra eve hiç gitmediği gerçeğine rağmen, 16 polis memuru eve operasyon düzenlemiş ve eve girer girmez 2-3 dakika içerisinde iki bine yakın kitabın arasında ellerine aldıkları neredeyse ilk kitabın içinde "bir paket kokain" bulmuştu. Mediha Hanım'ın komşusu ve kapıcısı, olaydan sonra "Adnan Oktar'ın kütüphanesini hep beraber detaylıca temizledik, orada böyle bir paket yoktu" diye noter tasdikli bir ifade vermişlerdir.
Mayıs 2007
Kokain komplosunun ikinci aşaması, yani Sayın Adnan Oktar'ın kanında çıkartılan kokain yan maddesi konusu da, bilimsel ve adli delillerle çürütülmüştür. Sayın Adnan Oktar emniyette 72 saat kalmış, tahlil bundan sonra yapılmıştı. Ancak kokainin kandaki yan maddesine bakılarak, kaç saat önce ne kadar kokain alınmış olduğu bilimsel olarak hesaplanabilmektedir. Sayın Adnan Oktar'ın kanında çıkartılan kokain dozu ise, 72 saat önceden alınmış olsa, Sayın Adnan Oktar'ın ölümüne neden olacak kadar yüksek bir dozdu. Bu durum, kokainin Sayın Adnan Oktar'ın vücuduna, gözaltında bulunduğu sırada girdiğini gösteriyordu. Yani kokain, Sayın Adnan Oktar'a gözaltındayken, yemeğine karıştırılmak suretiyle verilmişti.
Bu gerçek, aralarında Scotland Yard'ın da bulunduğu 30'a yakın uluslararası adli tıp kurumu tarafından teyit edildi. Hepsinin de, incelemeleri için kendilerine gönderilen dosya hakkındaki ortak cevabı şöyleydi: Kokain Adnan Oktar'a göz altındayken yemeğine karıştırılarak verilmiştir. Olay komplodur.
Daha sonra Türk Adli Tıp Kurumu da kokainin gözaltında yemeğine karıştırılmak suretiyle verildiğini teyid etti ve Sayın Adnan Oktar mahkemede beraat ederek aklandı.
Ancak kokain olayı çok önemli bir hususu gösteriyordu: Sayın Adnan Oktar'a husumet besleyen ve her türlü kirli yöntemi devreye sokarak onu yolundan döndürmeyi amaçlayan bazı karanlık odaklar vardır. Sayın Adnan Oktar'ı daha önce akıl hastanesi, hapis ve baskıyla yıldırmaya çalışan söz konusu güç odakları, bu kez böyle bir komploya başvurmayı tercih etmişlerdi.
Tıp Kurumlarının vermiş olduğu, kokainin Adnan Oktar'ın vücuduna 72 saatten çok daha kısa bir süre önce, yani gözaltında bulunduğu sırada girdiğini ispat eden raporlardan bir kısmının orijinallerini buradan görebilirsiniz:
1-Institut Für Rechtsmedizin Der Üniversitat München
2- Aachen Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü
3- Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 5.Ihtisas Kurulu
4- Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Başkanlığı
5- Adli Tıp Raporlarında En Önemli Kaynak Olarak Kullanılan Prof. Dr. Johhn Ambre Ye Ait Cizelge Grafik
6- Basel Polis Ve Askeri Merkezi Adli Tıp Laboratuarı
7- Bonn Rheinischen Friedrich-Wilhelms Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü
8- Fransa Içişleri Bakanlığı Polis Laboratuarı
9- Glasgow Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü
10- Istanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Enstitüsü
11- Kantonsspital St.Gallen , Institut Für Gerichtliche Medizin
12- Padova Üniversitesi Profesörü Davide Ferrara
13- Prof Dr. H. W. Raudonat - Zentrum Der Rechtsmedizin
14- Tübingen Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü
15- Üniversita Degli Studi Di Parma Facolta Dı Medicina E Chirurgia
16- Viyana Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü
Sayın Adnan Oktar'a karşı düzenlenen kokain komplosu mahkeme kararıyla bozulmuş, Sayın Oktar, 10. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 22.2.1994 tarihli celsesinde BERAAT ETMİŞ ve böylece olayın bir komplo olduğu yargı makamlarınca da teyit edilmiştir.
Oktar, 1991'den sonra bütün zamanını kitapları üzerinde çalışmaya ayırdı. Tüm vaktini evinde geçirdi.
Harun Yahya, müstear ismiyle, birbirinden değerli 300'e yakın kitap yazdı. Bu kitaplar 60'dan fazla dile çevrildi. Bu eserlerden faydalanılarak 200'ü Türkçe, toplam 43 dilde 550 internet sitesi hazırlandı. Bu siteleri aylık ortalama 4 milyondan fazla kişi ziyaret etmektedir. Yine bu eserlerden faydalanılarak hazırlanan görsel belgeseller dünyanın pek çok farklı ülkesinde 100'den fazla televizyon kanalında düzenli olarak yayınlanmaktadır. Sayın Oktar'ın özellikle Darwinizm'i bilimsel olarak çürüten eserleri, dünya çapında bilim dünyasında büyük yankı uyandırdı. Evrimci yayınlarıyla tanınan New Scientist dergisinin 22 Nisan 2000 tarihli sayısındaki ifadeyle evrim teorisinin yanlışlığının ve yaratılış gerçeğinin anlatılması konusunda Sayın Oktar "uluslararası bir kahraman" haline geldi. Sayın Oktar'ın materyalizm ve Darwinizm'e karşı verdiği fikri mücadele sık sık National Geographic, Science, New Scientist, NSCE Reports gibi çoğunluğu evrimci olan yabancı yayın organlarında da gündeme getirildi. Örneğin National Geographic dergisinin Kasım 2004 tarihli İngilizce ve Almanca baskılarında, Sayın Adnan Oktar'ın, Yaratılış Gerçeği ile ilgili çalışmalarından bahsedilmiş, Evrim Aldatmacası adlı kitabından şöyle bir alıntıya yer verilmiştir: "Bu teori, dünya sistemini yönlendiren güçler tarafından bizlere empoze edilmeye çalışılan bir aldatmacadan başka birşey değildir."
Adnan Oktar'ın eserleri Hindistan'dan Amerika'ya, İngiltere'den Endonezya'ya, Polonya'dan Bosna'ya, İspanya'dan Brezilya'ya kadar dünyanın pek çok ülkesinde beğeniyle okunmaktadır. İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Urduca, Çince, Arapça, Arnavutça, Rusça, Boşnakça, Uygurca, Endonezyaca, Azerice, Bengolice, Bulgarca, Danimarkaca, Lehçe, Malezyaca, Portekizce, Sırpça, Hollandaca, İbranice, Macarca, Fince, Farsça, Hausa, Dhivehi dili, Hindice, İsveççe, Japonca, Kırgızca, Kishwahili, Malayalam, Norveççe, Romence, Tamil, Telagu, Thai dili gibi hemen her dile çevrilen eserler yurtdışında geniş bir okuyucu kitlesi tarafından takip edilmektedir.
Dünyanın dört bir yanında olağanüstü takdir toplayan bu eserler pek çok insanın iman etmesine, pek çoğunun da imanında derinleşmesine vesile olmaktadır. Kitapları okuyan, inceleyen her kişi, bu derin farklılığın ve faydanın, eserlerdeki hikmetli, akılcı, kolay anlaşılır ve samimi üslubun farkına varmaktadır. Bu eserler süratli etki, kesin netice, itiraz edilemezlik, çürütülemezlik özellikleri taşımaktadır. Eserlerin her birinde hiç kimsenin reddedemeyeceği, samimi, açık, ispatlı bir anlatım vardır. Kuşkusuz bu özellikler, Allah'ın nasip ettiği bir hikmet ve anlatım çarpıcılığından kaynaklanmaktadır.
SAYIN ADNAN OKTAR'IN DARWİNİZM'İ YERLE BİR EDEN DEV ESERİ: YARATILIŞ ATLASI
Sayın Adnan Oktar'ın Darwinizm'e öldürücü darbeyi indiren en dikkat çekici eseri ise Yaratılış Atlası isimli kitabı oldu. Yüzlerce fosil örneğinin resminin yer aldığı bu dev eser, canlıların yüz milyonlarca yıldır hiç değişmediklerini, yani evrim geçirmediği gerçeğini belgeleriyle ortaya koydu. Bu belgeler Darwinist çevrelerde büyük şok meydana getirdi. Özellikle kitabın Avrupa'da pek çok ülkeye ulaşmasının ardından, Avrupa genelinde adeta Darwinist bir panik başladı. Darwinizm'in bilimsel bir dayanağı olmadığını somut bulgularla ve aksinin iddia edilmesi mümkün olmayacak şekilde ortaya koyan Yaratılış Atlası, başta Fransa olmak üzere, Amerika, Çin, Brezilya, Hollanda, Beçika, İngiltere, İtalya, İsveç, İsviçre, İspanya, Danimarka gibi birçok ülkede büyük yankı uyandırdı. Yaratılış Atlası'nı konu alan sayısız gazete haberi, köşe yazısı, televizyon programı, internet sitesi kitabın fikri etkisini gözler önüne serdi.
Başta Fransızlar olmak üzere, Avrupalı Darwinistler adeta bir kültür şokuna girdiler. Yaklaşık 150 yıldır dinsizliğin yayılmasına vesile olan Darwinizm'in Yaratılış Atlası vesilesiyle aldığı darbe karşısında, Avrupalı materyalistler en üst düzeyde alarma geçti. Avrupa Konseyi toplandı, raporlar hazırlandı, Milli Eğitim bakanlıkları bildiriler yayınladı. Avrupalı Darwinistler fikri olarak hiçbir cevap veremedikleri Yaratılış Atlası isimli esere karşı ne yapacaklarını şaşırdılar ve bu kitabı yok etmek için kendilerince çözüm arayışına girdiler. Hatta yüzyıllardır savundukları özgürlükçü geleneklerini bir çırpıda terk ettiler ve yasakçı ve baskıcı bir kimliğe büründüler. Öyle ki, kitabı yasaklatmaya dahi kalkıştılar. Ancak bu çabaları boşunaydı, çünkü Avrupa çoktan aydınlanmaya başlamıştı bile!
Fransa’nın en büyük gazete ve dergileri "Yaratılış Atlası"na dehşet dolu ifadelerle yer verdiler. Le Figaro, L’Express, Le Monde ve La Croix gibi Fransa’nın önde gelen yayınlarında konu "deprem", "hücum", "bomba etkisi" gibi dehşet ve panik ifade eden başlıklarla yer aldı. Darwinizm’in yenilişini ve perişanlığını "Fransız tarihinin en büyük yenilgisi"gibi cümleler ile ifade ettiler. Bu muhteşem eser Avrupa'da, Darwin’in teorisine körü körüne sahip çıkan kesimde, kendi ifadeleri ile "ideolojik bir deprem" etkisi meydana getirdi.
Yaratılış Atlası'nın Darwinizm'e İndirdiği Darbe, Dünya Basınında
Fransa, Science & Vie Bilim Dergisi "Atlas, SOĞUK DUŞ ETKİSİ YAPTI…"
Fransa, Le Point "DARWIN'İ KURTARIN!"
Fransa, La Liberation (Yaratılış Atlası) Tek Bir Hamlede TAM BİR PANİK GERÇEKLEŞTİRDİ.
Almanya, Stern Dergisi GÖKGÜRÜLTÜSÜ GİBİ PATLAYAN KİTAP...
Almanya, Nürnberg Zeitung Harun Yahya'nın ilmi çalışmalarının anlatıldığı haberin başlığı, "DARWIN'IN AVRUPA'DA İŞİ ZOR" şeklindeydi.
Hollanda, Radyo Netherlands İnternet Sitesi Yaratılış Atlası Avrupa'da BÜYÜK BİR TUFAN OLUŞTURDU.
İtalya, Corriera Della Serra Gazetesi … AMA KESIN OLARAK BİLDİĞİMİZ ŞEY BİZİM KAYBEDENLER OLACAĞIMIZ.
Yaratılış Atlası, Avrupa'da gerçek bir aydınlanma başlattı. Yaklaşık 1.5 asırdır Darwinist ve materyalist telkinlerin baskısı altındaki Avrupa halkı, evrim teorisinin bilimsel bir değeri olmadığını, ideolojik kaygılarla gündemde tutulduğunu görmeye başladı. Farklı ülkelerde yapılan anketler, Darwinizm'e inananların sayısında önemli bir azalma olduğunu ortaya koydu. Örneğin Fransız Science Actualités tarafından yapılan ankette, insanların evrim ile oluşmadığına inananların oranı %92, evrime inananların oranı ise %5 olarak çıktı. Süddedeutsche Zeitung adlı ünlü Alman gazetesinin yaptığı ankete göre ise, insanın bir Yaratıcı'nın eseri olduğuna inananların oranı %85, evrim teorisinin geçerli olduğunu düşenenlerin oranı ise sadece %9'du. Die Welt Gazetesi'nin yaptığı anket sonucunda ise halkın %86’sı "Size göre yaşam nasıl olmuştur?" sorusuna "Allah yarattı" şeklinde cevap verdi. Avrupa'daki fikri değişimi açığa çıkaran anketlerden biri de İsviçre'de yayınlanan Blick'in anketi oldu. Bu ankette, Yaratılış'a inananların oranı %85, evrim teorisine inananların oranı da %8 olarak çıktı. Belçika’da yayınlanan De Morgen Gazetesi, "on kişiden sekizinin evrim teorisinin tamamen bir saçmalık olduğunu düşündüğünü" yazdı. Danimarka’da Ekstra Bladet Gazetesi'nin internet sitesinin yer verdiği ankette "İnsanların maymundan geldiğini düşünüyor musunuz?" sorusuna Danimarka halkının %88’i hayır cevabını verdi. İsviçre Factum Dergisi'nde yer alan haberde ise, İsviçre halkının okullarda Yaratılışın da okutulmasını istediği bildirildi. İngiltere'de öğretmenler arasında yapılan anketler, öğretmenlerin okullarda Yaratılış da okutulması gerektiğini düşündüklerini ortaya koydu. Bu durum Guardian, The Independent gibi ünlü İngiliz gazetelerinde geniş yer buldu. Tüm bu haberler içinde asıl dikkat çekici husus ise, Avrupalıların bu gelişmeye Yaratılış Atlası'nın vesile olduğunu ifade etmeleriydi. Nitekim Vatikan, 2008'in son aylarında Müslümanlara, "Allah inancını Avrupa'ya yeniden getirdikleri için" teşekkür ettiğini açıkladı.
Yaratılış Atlası'nın vesile olduğu bu büyük fikri uyanış, Avrupalı liderler ve devlet adamları üzerinde de etkisini gösterdi. İngiltere Eski Başbakanı Tony Blair'in dine yönelişiyle ilgili açıklamaları, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin Allah'a inancını anlattığı sözleri Avrupalı liderlerde çok güzel ve olumlu değişiklikler olduğunun örneklerindendir.
Yaratılış Atlası'nın Avrupa'ya ulaşmasının ardından Avrupalı lidelerdeki fikri değişimin örnekleri:
Nicholas Sarkozy: "Her insanın düşüncesinde ve kalbinde var olan Yüce Allah’tır. Sürekli olarak insanlara bir alçakgönüllülük ve sevgi mesajı, barış ve kardeşlik mesajı, hoşgörü ve saygı mesajı veren Allah’tır. İnsanların ölçüsüz kibirine -yani enaniyetine, gururuna- ve deliliğine karşı bir sur olan Allah’tır. İnsanı esir kılmayan, onu özgür kılan Allah’tır."
Tony Blair:"Dini koruyun ve onun iyilik için bir güç olmasına yardım edin."
Tony Blair: "Dünyanın problemlerini çözmede dinin merkeze konması için çağrıda bulundu. Din dünyanın vicdanını uyandırabilir."
ADNAN OKTAR'IN YENİDEN BASKIYLA KARŞILAŞMASI
Tüm bu fedakarane çalışmalar bazı çevreleri oldukça rahatsız etti ve "endişelendirdi". Materyalist ve mason çevrelerin provokasyonlarıyla, bu faaliyetlere karşı bir iftira kampanyası başlatıldı. Amaç, evrim teorisini çürüten her bilimsel çalışmayı kendilerince önlemekti. Sayın Adnan Oktar'ın çalışmalarına fikren karşılık veremeyenler, iftiralar ve ithamlarla bu çalışmaları kendilerince etkisiz hale getirmeyi hedeflediler.
1999 yılının Kasım ayında, Sayın Adnan Oktar yeni bir baskıyla karşı karşıya kaldı. Bu, tam olarak üç ciltlik büyük kitabı Global Masonluk'un yayınlanmak üzere olduğuyla ilgili haberlerin yayıldığı zamana denk geliyordu. Sayın Adnan Oktar'ın fikri mücadelesine başladığı ilk günlerden itibaren, çeşitli iftiralar, komplolar, yalan haberler ve suçlamalarla kendisini yıldırmaya, din ahlakını yaymaktan alıkoymaya çalışan birtakım karanlık odaklar yine devreye girdi.
Bu odakların provokasyonları ve yanlış bilgilendirmeleri neticesinde, 12 Kasım 1999'da, Bilim Araştırma Vakfı mensuplarının evlerine ve iş yerlerine bir polis operasyonu düzenlendi. Yaklaşık 50 eve sabaha karşı 03:00 sularında yapılan operasyonda hiçbir suç unsuruna rastlanmadı, hiçbir gayri ahlaki manzarayla karşılaşılmadı. Buna rağmen tümü birbiriyle çelişen akılalmaz yalanlar ve iftiralar her gün basında yer aldı. Sayın Adnan Oktar ve bazı BAV camiası mensupları 7 gün boyunca İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şubesi'nde gözaltında tutuldular. Bu esnada gözaltındakilerin ağır işkenceye maruz kaldıkları Adli Tıp Raporlarıyla teyit edildi. Daha sonra BAV camiası mensuplarına işkence yapan kamu görevlileri hakkında İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nde işkence yapmak suçundan dava açıldı ve bu kişiler halen 216'şar yıl ağır hapis istemiyle yargılanmaktadırlar.
Sayısız gayri hukuki uygulamanın yapıldığı bu süreçte gözaltına alınanlar, ağır işkence ve baskı altında, okumalarına dahi izin verilmeden, birtakım sözde ifadelerin altına imza atmaya mecbur bırakıldılar. Daha sonra da, kanunlarımıza göre hukuki değeri olmayan bu emniyet ifadelerindeki ithamlar temel alınarak iddianame hazırlandı. Hatta Sayın Adnan Oktar, yine bu emniyet ifadelerine dayanılarak 9 ay cezaevinde tutuldu.
8 yıl süren yargılama sürecinde, Sayın Adnan Oktar ve diğer yargılananlar hakkında iddianamede öne sürülen ithamları destekleyen tek bir delil, tek bir belge, tek bir rapor, tek bir tanık beyanı elde edilmemiştir. Tam tersine onlarca bilirkişi raporu, çok sayıda tanık beyanı, devletin yetkili kurumlarının hazırladığı inceleme raporları, hukuk akademisyenleri tarafından sunulan mütalaalar Sayın Adnan Oktar'ın masum olduğunu ispatlamıştır. Nitekim Sayın Cumhuriyet Savcısı da, dava boyunca yargılananlar aleyhine hiçbir delil elde edilmediğini; ortada sadece emniyet ifadeleri olduğunu, bunların da işkence altında, yanlarında avukat bulunmadan ve okutulmadan imzalatıldıkları için kanunlarımıza göre hukuken geçerli olmadığını; daha önce aynı iddialarla ve aynı maddelerden yargılanan kişilerin mahkemece beraat ettirildiğini beyan ederek Sayın Adnan Oktar ile birlikte tüm yargılananlar için tek tek beraat talebinde bulunmuştur. Üstelik Sayın Savcı bu mütalaasını bir kere daha tekrarlamış ve ikinci defa Sayın Adnan Oktar ve diğer yargılananlar için beraat talebinde bulunmuştur.
Ancak Sayın Oktar, Türk Adaletinin verdiği tüm kararlara saygı duymaktadır. Allah'ın herşeyi bir hayır ve hikmetle yarattığının bilinciyle davranmaktadır. Hapisaneyi Hz. Yusuf Medresesi olarak görmekte ve hakkında aleyhte verilebilecek herhangi bir kararı güzellikle ve sabırla karşılamaktadır. Ve şüphesiz Sayın Oktar, tüm Türk Milletinin ve dünya çapında milyonlarca okuyucusunun vicdanında, gündeme gelen bütün bu iddialardan müberradır (temiz) ve uzaktır. Tüm bu yaşananlar sırasında, Sayın Adnan Oktar, tevekkülü ve teslimiyetiyle çevresindekilere her zaman örnek olmaktadır. Tarih boyunca yaşamış tüm müminlerin benzer olaylarla imtihan edildiğini, yaşanan her olayın Allah Katında belirlenmiş bir kader olduğunu ve hepsinin pek çok hayır ve hikmetle yaratıldığını etrafındakilere hatırlatmaktadır. Başlarına ne gelirse gelsin müminlerin her zaman itidalli, neşeli, azimli ve teslimiyetli olmaları gerektiğini söyleyen Sayın Oktar'ın bu yöndeki güzel ve üstün ahlakı, kendisine duyulan sevgi ve saygının kat kat artmasına vesile olmaktadır.
Sayın Oktar, kendisine yaklaşık 30 yıllık ilmi mücadelesi boyunca çeşitli komplolar kuran, akıl ve mantık dışı iftiralarla karalamaya çalışanlara karşı her zaman affedici ve merhamet edici oldu. Yüce Allah'ın "...Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır..." (Fussilet Suresi, 34) ayetiyle bildirdiği ahlaka uyan Sayın Adnan Oktar aleyhinde bugüne kadar kurulan tüm tuzaklar bozulmuştur. Allah'ın izniyle, bu olayda da hak muhakkak ortaya çıkacak, Sayın Oktar'ın masumluğu bir kez daha teyit edilecektir.
Sayın Adnan Oktar, içinde olduğu bütün bu koşullar altında dahi halen büyük bir şevk ve azimle kitap çalışmalarına devam etmekte ve insanları güzel ahlakı yaşamaya çağırmaktadır.
ADNAN OKTAR: Benim günüm çok dolu geçer ve çok da hareketlidir, fazla uykuya vakit ayıramıyorum. Kıyamıyorum vakte, çünkü ben uykuyu hayattan alınmış bir parça gibi görüyorum. Onun için üç dört saatin dışında uyumam, sabah namazında kalkarım. Ondan sonra sürekli hareketli oluyorum. Gazeteler benim çok hoşuma gider. İnternetten değil de özellikle gazetelerden okumak çok hoşuma gider. Haberleri süratlice okurum, beni ilgilendiren yerler varsa altlarını çiziyorum. Onların tekrar incelenmesi için arkadaşlarıma veriyorum. Ama dinlenme, yahut özel zevklerimle ilgili merak ediyor olabilirsiniz. Ben hayvanları, çiçekleri, bitkileri çok severim. Bir çok kedim var, çok çok sevimli. Mesela bir tanesini geçenlerde annesi terk etti, kocaman büyük kedi oldu ama çocuk gibi kaldı. Sürekli sevgi istiyor ve evin önünden hiç ayrılmıyor. Normalde kediler gider dışarıda bir şeyler araştırır falan, bu çok terbiyeli, sürekli camın önünde duruyor. Mesela o benim çok hoşuma gidiyor, çok şefkatimi kabartıyor, çok etkiliyor. Bir de sürekli doymayan bir özelliği var, sürekli ona ciğer yetiştirmek durumundayız. Ağaçlarım var, meyve ağaçlarım onlarla ilgileniyorum. Bir kısmının yeni meyveler olgunlaştı, onların gübrelerine, dallarının budanmasına, o tip konulara dikkat ediyorum; solmamasına özen gösteriyorum. Geçenlerde bir çiçek almıştım, bir hayli açmış böyle küçük küçük, yeni yeni tomurcuklar vermiş. Akşam dikkatlice onu izledim, süper sevimli, çok şahane bir şey, yani hayret incecik dalı upuzun uzanmış, çiçeği de çok şahane, bayağı güzel, renkleri de dolu dolu. Allah’ın verdiği çok güzel nimetler bunlar. Yani o kadar çok ki, seyredilecek, sevilecek şey o kadar çok ki. İnsanın ne vakti yeter, ne ömrü yeter.
IHA, 6 Nisan 2008
İHA: Efendim bir de son olarak Adnan Oktar özel hayatında neler yapar? Bahsetmek istediğiniz birşeyler var mı? Nasıl bir ev yaşamınız var? Bunlarla ilgili paylaşmak istediğiniz bir şeyler varsa.
ADNAN OKTAR: Özel hayatımda benim en çok sevdiğim şey kedilerdir. Benim bir kedi ordum var, onlarla uğraşırım. Resim yapmaktan çok hoşlanırım. Modern resim yapıyorum. Bahçe işleri ile uğraşırım. Ağaçları buduyorum, bazen gülleri, çiçekleri düzenliyorum. Bazen de dışarı çıkıyorum, eskiden pek bu kadar dışarı çıkmazdım şimdi daha sık dışarıya çıkıyorum.
Tempo TV, 24 Aralık 2008
ADNAN OKTAR: Lise yıllarında hep araştırmakla geçti ömrüm, yani hep okuyordum, araştırıyordum, inceliyordum. Ben öyle çok fazla sokakta gezen, oraya buraya giden birisi değildim. Evde kimya laboratuarım vardı benim, onunla uğraşırdım. Seramik tarzı çalışmalar yapardım evde, heykel tarzı şeyler yapardım kilden, resim yapardım, halen de yapıyorum resim 3 metreye 2 metre, 3'e 3 büyük duralit üstüne yağlı boya tablo yapıyorum, modern sürrealist resimler yapıyorum çok fazla arkadaşlarımın evlerine de hediye olarak verdim var birçoğunun evinde bulunuyor. Kara kalem resim yapardım, ondan hoşlanırdım, maket yapıyordum evde çeşitli küçük şeylerin maketlerini yapıyordum uçak maketleri yapıyordum, yani günümü öyle değerlendiriyordum, kitap okuyordum ama en çok kitap okumaktan çok zevk alıyordum.
Kuşadası TV, 14 Temmuz 2008
ADNAN OKTAR: Fırsat bulursam, benim en çok sevdiğim hayvanlar kedidir. Duman kapıdaydı mesela yine, bilmiyorum gördünüz mü? Yani onlara bakmaya doyamam ben. Yavruları var, onlar da öyle, onlarla ilgilenmek. Tavşanlar var, tavşanlarım. Süperler. Allah onlarda çok güzel tecelli ediyor. Geçen gün de iki tane de kuzu aldım. Onlar da şeker, süper tatlı varlıklar. Bunlar insanı çok dinlendirir, içini açar. Şefkatini daha coşturur. Ruhu dinlendirir. Çok hoş, Allah’ın nimetleri. Onlara vakit ayırıyorum. Onun dışında işte biraz vaktimiz olursa, havuz da yakınsa biraz yüzüyorum bazen.
Gaziantep Kanal 5, 20 Eylül 2008
ADNAN OKTAR: Hepsi birbirine eşit olmuyor. Mesela bazen röportajlar oluyor o gün daha yoğun oluyorum. Ama erken kalkmayı ben severim. Sabah erken kalkmak, eskiden beri hep öyledir. Fazla uyumak da beni çok rahatsız ediyor. 3 saat 4 saat uyuduğumda hatta onu bile fazla görüyorum kendime. Hemen kalkarım duş alıp şöyle bir hemen dinçleşiyorum daha iyi oluyorum, biraz da yürüyorum, yürüyünce daha da açılıyorum, daha iyi oluyor kendime hafif bir kahvaltı yaparım genellikle kalktığımda, zeytin çok severim. Hurma severim. Ondan sonra ağır yiyeceklerden kaçınırım. Sebze yemeklerini seviyorum, çoğunu da kendim yaparım.
SAYIN ADNAN OKTAR MİMAR SİNAN
ÜNİVERSİTESİ'NDEKİ YILLARINI ANLATIYOR
Kırşehir Ahi TV, 15 Temmuz 2008
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tabi, hidayeti veren Allah. Ben lise yıllarına kadar namaz kılmıyordum. Lise sonda, son yıllarında, o zaman ki devirde, genel olarak işte anarşi, terör de vardı Türkiye’de. Düşündüm Allah’ın varlığı, birliği konusunu. Marksizmi inceledim, faşizmi inceledim. Benim bulunduğum ortam zaten tam olayların olduğu ortamlardı. Ankara Siyasal, Ankara Kurtuluş Lisesi, Hukuk Fakültesi, Hacettepe benim hep bulunduğum muhitlerdi. Hep silahlı çatışmalar olur, olaylar olur, bombalamalar olur. Yani gözümün önünde insanlar dövülürdü görürdüm. Kurşunlamalar olurdu. Allah beni korudu. Hepsini yakinen gördüm. Sokakta yürüyüşler olurdu. Her görüşten insanlar yürüyüşlere katılırlardı. Büyük olaylar olurdu. Allah beni böyle bir ortamda yetiştirdi. Öyle bir ortamda kendim düşünerek bu yola girdim. Elhamdülillah. İslam yoluna, Kuran’ın yoluna tam girdim. Hatta hiç unutmam, namaza başlayacağım vakit Ankara’ya gittim, Ulus’a. Pazar günüydü hatırladığım kadarıyla. Yerde kitaplar satılıyordu böyle, küçük kitaplar. Orada satılan Namaz Hocası diye bir kitap var, küçük ince birşey. Namazı öğrenecek kişi de bulamıyordum. Soracak birini de bulamamıştım. Oradan aldım kitabı, kendimce oradan ne anladımsa onu uygulamaya çalışıyordum. Okuyup öğrenip yapıyordum. Sonra Ömer Nasuhi Bilmen’in Tam İlmihali’ni aldım. Orada tam kapsamlıydı. Böyle gece gündüz sürekli okuyordum o zamanlar. İmam-ı Gazali’nin İhya’sını aldım. İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını aldım. En sonunda Said-i Nursi’nin, Said-i Nursi Hazretlerinin, Üstad Bediüzzaman’ın Risale-i Nur Külliyatı’nı aldım. O bende çok ciddi, derin etki yaptı. Çok büyük faydasını gördüm, Elhamdülillah. O arada da bilgim bir hayli arttığı için anlatacak da insan arıyordum. Ne yapayım dedim? Güzel Sanatlar Akademisi, Fındıklı. Orayı gözüme kestirdim, orası çok iyiydi. Hem Marksistlerin çok yoğun olduğu bir yer, yani tamamen onların hakimiyetindeydi, hem de sanatın kalesi. Üstad Said-i Nursi Hazretleri de, sanat, marifet ve ittifakla karşı mücadele vereceğiz diyor, ateizme karşı. Ben tam yerine gidiyorum o zaman dedim. İmtahanlarına girdim. Allah’a şükür okulu üçüncülükle kazandım o zaman. Resim imtihanlarına girmiştim. Çok beğenmişlerdi yaptığım resimleri. Hocaların biri gidip, biri geliyordu. Kara kalem güzel resim yapıyorum. Çok etkilenmişlerdi. Üçüncü olarak kazandım. Okul benim için çok uygundu. Atölye çalışması vardı, devam mecburiyeti yani o kadar kontrollü değildi. Sabahtan akşama kadardı okul. Açıktı atölye de, yani inanılmaz kolay faaliyet yaptım Allah’a şükür. Darwinizm ile ilgili kitaplar dağıttım. Tebliğ yaptım, anlattım. Okul iyice doyduktan sonra, yani kanaatim geldikten sonra, ben dedim, şimdi Felsefe bölümüne geçeyim İstanbul Üniversitesi’nin. Üniversite imtihanlarına girdim. Orası da yine ilk tercihimdi, orayı da kazandım. Orada da faaliyetlerime başladım, devam ettim. Ama baktım ki, fert fert anlatmaktansa kitap olarak anlatmak daha etkili olacak, daha geniş kitlelere yönelecek. O zaman kitap yazmaya karar verdim. Sonra işte malum biliyorsunuz bu eserler ortaya çıktı. Ben eskiden bunları tek tek belgeyle anlatırdım. Mesela Darwinizm ile ilgili belgeleri toplamıştım, dosyam vardı benim, siyah bir dosyam vardı. Onu açardım, bir bir anlatırdım. Sonra düşündüm bunlar böyle dosya ile taşıyacağıma kitap olsun bunlar, kolay herkese de dağıtayım dedim. Sonra böyle işte çok güzel, başarılı çalışmalar oldu Allah’a hamdolsun. Ama bunların tabii tamamını yapan Allah’tır. Hepsini yapan Allah’tır. Etrafıma insanları toplayan, insanları sevdiren de Allah’tır. Çünkü mucize, yani üniversite öğrencisi bir insan, genç, yakışıklı, zengin, son derece zeki, kolej bitirmiş, iyi bir aileye mensup. Böyle bir insanı artık dünya bekliyor, dünyanın bütün nimetleri bekliyor. Ama bu insanlar benim ismimi duyarak, arkadaşları birbirlerinden haber alarak yanıma geliyorlardı. Konuşmalarımdan da çok etkileniyorlardı Elhamdülillah, belki samimiyetimi Allah vesile etmiştir. Ben hala da şaşırıyorum, yani bu kadar insanın beni sevmesi, etrafımda toparlanması, bu kadar fedakarane, bu kadar sadık, bu kadar candan, bu kadar metanetle, ki üstümüze ne kadar gelindiğini herkes görüyor.
Al Baghdadi, 5 Ağustos 2008
ADNAN OKTAR: Benim ailem laik, klasik bir ailedir. Orta halli. Ankara’da bir aile. Annem, babam, abim beraberdik, anneannem de vardı, dedem de vardı hatta birlikteydik, fakat laik aileydiler. Namaz kılan bir tek rahmetli dedem namaz kılardı. Babam bazen Cumalara giderdi. Annem namaz kılmazdı. Abim de kılmazdı. Ben lise yıllarımda, lise sonda zannediyorum namaza kendim araştırarak, inceleyerek Allah’ın varlığının açık olduğunu görerek kendim karar verdim. Ve kitaplar aldım. Çeşitli ilmihaller aldım. Ömer Nasuhi Bilmen'in ilmihalini almıştım o devirde. Said Nursi Hazretleri'nin kitaplarını aldım. Ona benzer birçok kitap aldım. Hatta Hüseyin Hilmi Işık’ın Tam İlmihali vardı, çok detaylı bilgiler bulunan bir kitap, onu almıştım. İmam Gazali’nin İhyâsını, İmam Rabbaninin Mektubat’ını, Ebu Leysi Semerkandi Hazretlerinin eserlerini almıştım. Ayrıca çeşitli eserler almıştım, yine hazır küçük kitaplar yani asrımızın alimlerinin yahut yazarlarının yazdığı kitapları almıştım. Onları okuyarak gittikçe bilgimi geliştirdim. Sonra akademiye geldiğimde İstanbul’daki Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisini kazanmıştım ben. Üçüncülükle kazandım orayı. Orayı kazandığımda çok da benim için güzel oldu. Yani istediğim bir şeydi zaten. Şu bakımdan okul tamamen marksistlerin kontrolündeydi. Markistlerin hakimiyeti vardı. Orada çok rahat tebliği yapabileceğimi düşündüm. Nitekim de yoğun olarak orada tebliğ faaliyetlerine başladım. Okulun koridorlarında ders aralarında hatta dersin içinde bile tebliğ faaliyetlerini yapıyordum. Bazen hocalar gelip o topluluğu dağıtıyorlardı. Atölye derslerinde özellikle hocalar müsaade etmiyorlardı. O şekilde faaliyetlerime devam ettim. Orada şu anda da ünlü olan hocalar vardı. Profesörler vardı. Onlara Evrim teorisiyle ilgili küçük kitapçıklar vardı. Evrim teorisinin geçersizliğini anlatan kitaplar. Onları dağıtıyordum. Onlardan eleştiri istiyordum. "Hocam siz bunu okuyup bana eleştirir misiniz" diyordum. Ama asıl amacım kitabı okumalarını sağlamaktı tabi. Yani eleştiriden ziyade, okuduğunda netice alacağımı biliyordum. Nitekim de öyle olmuştu. Okulda bir hayli etkili oldum. Bir arkadaş çevrem oluştu. Sonra İstanbul Üniversitesine geçtim. Felsefe bölümüne orada da yine marksistlerin hakimiyeti vardı. Orada da o şekilde yine faaliyetlere başladım. Sonrada bu kitap çalışmalarım, bilinen bunlara başladım. Bu kitap çalışmalarına başladım halen de devam ediyor.
Çay TV, 23 Temmuz 2008
ADNAN OKTAR: 1979 yılında Güzel Sanatlar Akademisi'nin iç mimari bölümünü dördüncü olarak kazanmıştım. Ama işin doğrusu okula giriş amacım sadece iç mimari okumak değildi, tebliğ yapmak için çok uygun bir yer olarak görmüştüm Güzel Sanatlar Akademisi'ni. Gerçekten orası Marksistlerin kontrolündeydi, çeşitli hiziplerin kontrolündeydi, birçok sol fraksiyonun kontrolündeydi. Hemen hemen namaz kılan hiç yoktu. Yani varsa da kendini gizliyordu. Hiç ortada öyle bir kimse yoktu. Bitişikte Molla Cami vardı, ben oraya namaza gidiyordum sadece, Cuma namazlarına ve normal gün içindeki öğlen ve ikindi namazlarını orada kılıyordum, bazen de akşam namazını kılıyordum. Tebliğ için son derece uygun olduğunu gördüm ortamın, hatta derste bizim bulunduğumuz binada topluca ders yapıyorduk, orada masalarda olan öğrenciler de yanıma geliyorlardı, kalabalık oluşuyordu benim bulunduğum yerde, zaman zaman da hocalar gelip uyarıyorlardı, bu faaliyeti durdurmam için, bu tip konuşmalar yapmamam için. Fakat buna rağmen ben yapıyordum. 2 yıl, 3 yıl oradaki tebliğ faaliyetlerimden sonra 3-4 tane arkadaşım oluştu orada, çevremde. İlk çekirdek öyle oluştu. Ondan sonra yavaş yavaş gelişmeye başladı.
Mersin TV, 5 Eylül 2008
ADNAN OKTAR: 79’da akademiye gelmiştim. Güzel Sanatlar Akademisine, Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisine. Akademinin kütüphanesi vardı. İlk orada fosil resimlerini bulmuştum. Anti-darwinist çalışma yapıyordum, ama kitaplar Darwinist kitaplardı. Fakat yine de fosil resimlerini koymuşlar. Baktım hiç değişmemiş fosiller. Sayfalara baktım. Gerçi az sayıda koymuşlar, ama değişmemiş. Hemen okul kütüphanesinin fotokopi makinası vardı. Orada fotokopileri çıkarttım. Kendime bir dosya yaptım böyle kalınca bir dosya yaptım. Hilmi Yavuz hocamız vardı. Felsefeci, o zamanlar Marksist ve sol görüşlere sahipti, yani dine karşı bir tavrı vardı. Dine inanmıyordu. Fakat ben ona evrimle ilgili, o küçük kitapçıktan vermiştim, tartışmıştık, konuşmuştuk, anlatmıştım. Allah’a çok şükür yıllar sonra çok büyük değişiklik oldu. Hilmi Yavuz hocamız da şu an Allah’a inanan, dini savunan bir insan. Darwinizme’de karşı. Ercüment Tarcan hocam vardı. Bilmiyorum yaşıyor mu, Allah uzun ömür versin eğer yaşıyorsa. O da o zaman materyalist, Darwinist görüşe sahipti. Söylemişti, "eğer tek bir tane hücre yapsınlar" dedi. Hiç aklımdan çıkmaz, "ben kendimi okulun penceresinden aşağı atarım" dedi. Okulum penceresi de gerçi 3 metre falan ama hocamın atmasını istemem tabi oradan. Fakat çok etkilendiğini açıkça görmüştüm maşaAllah. Ben o zamanlar işte her yerden resimler topluyordum. Mesela Bilim Teknik dergisinden de Yaratılışı savunan deliler bulmuştum. Birçok şeyler, hepsini dosyalamıştım. O sayede güzel bir çalışma yapıyordum. Fakat Allah’ın bu kadar güçlü deliller vermesi son zamanlarda, bu tabi bir mucize, yani dünyayı bu kadar sarsması, mesela Rusya’da da çok büyük netice aldık. Allah’a şükür.
Sivas Sipas TV, 2 Eylül 2008
MUHABİR: Üç yıl boyunca Mimar Sinan Üniversitesi’nde yalnız, tek başınıza, camide tek başınıza namaz kıldınız. Bu süre zarfında herhangi bir zorlukla karşılaştınız mı? Sizi bu süre zarfında etkileyen olaylar oldu mu? Yani, insanın tek olması, tek başına bir mücadele vermesi, zannediyorum zordur, kolay olmamıştır. Biz bu konuda, sizden bilgi alalım hocam, teksiniz, mücadeleye çıktınız.
ADNAN OKTAR: Tabi ilk anlatımımda mesela, birkaç kişi geliyordu sonra yine gidiyorlardı. 79,80, 81 hatta 82’ye kadar öyle oldu. Mesela, üç beş kişi geliyor, gidiyorlar, bir kişi kalıyor, iki kişi kalıyor, tabi bu kader, yani Allah’ın kaderi, ama ben gelişeceğimizi, güçleneceğimizi ve çok iyi olacağımızı tahmin ediyordum, biliyordum. Çok sabırlı olmam gerektiğine de inanıyordum. Benim çalışmalarımı yaparken, okul tamamen Marksistlerin kontrolündeydi yani bir çok sol terör örgütü ve sol fraksiyonlar orada hakimdiler. Ben okulun kantin kısmına gelip kalabalığın içinde tebliğ yapıyordum, anlatıyordum, açık bir tartışma oluyordu, yani alenen, etrafımıza toplanıyordu solcular. Fakat baktılar ki çok etkili olmaya başladım, Darwinizm’i anlatmada, materyalizmi eleştirmede, çok etkili olduğumu görünce, bu sefer çok riskli buldular. Bizim okulun atölyesindeki solcu öğrenciler, maket bıçağı oluyor, böyle maket yaparken, evet o tarz bıçaklarla onlarla geldiler ama, yani bir şey yontuyor gibi falan yapıyorlar ama yani biz tehlikeliyiz, her şey yapabiliriz mesajı vermek istediler herhalde. Burada dediler, senin bu tarz bir çalışma yapmanı istemiyoruz dediler. Ama dedim, benim dediklerim gerçek yani, eğer siz tartışamıyorsanız, liderlerinizi getirin dedim onlarla tartışalım dedim. Onu da pek kabul etmediler. Ama ben buna rağmen...
MUHABİR: İlk yılları mı üniversitenin? ADNAN OKTAR: Evet ilk yılları, 79’dan 82’ye kadar. Gizli gizli yine yapıyordum yani, gizli gizli derken alenen yapıyordum. Molla Cami benim kitap depomdu. Camide bir yere gizliyordum. O minberin arka kısmında benim bir yerim vardı oraya gizliyordum kitapları. Çünkü toplu getirsem dikkat çekiyordu kitaplar. Mesela, on tane koyuyordum dosyanın içersine, benim bir siyah dosyam vardı plastik dosya. Onun aralarına yerleştiriyordum. Sakin sakin öğrencilere şunu oku, bana eleştir, eleştirisini getir diyordum, yani direk sana böyle bir kitap veriyorum seni bilgilendireyim demiyordum. Eleştirisini getir diyordum. Çok şahane tebliğ imkanım oluyordu.
Ordu Kanal 52, 29 Ağustos 2008
ADNAN OKTAR: Evet, 79-80 döneminde Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisiydi o zamanki ismi, iç mimari bölümünü kazanmıştım, okulu üçüncülükle kazanmıştım, o zaman hocalarımızdan Hilmi Yavuz vardı, ünlü felsefeci şair ve öğretim üyesiydi. Bu derslerde hocamız o zamanlarda Darwinizm’i anlatırdı, materyalist felsefeyi anlatırdı, Marksizm’i anlatırdı, savunur tarzda anlatıyordu. Ben de onun derslerine katılıyordum, ben ona bir gün Darwinizm ile ilgili küçük bir kitap verdim, "Hocam" dedim, "siz bana bu kitabın eleştirisini yapar mısınız" dedim, "memnuniyetle" dedi. 2-3 hafta kadar hocamızı takip ettim okuyup okumadığını, sonunda odasına gittim "hocam okudunuz mu kitabı?" dedim, "okudum" dedi, "kanaatiniz ne?" dedim, baktım çok etkilenmiş, üslubundan anladım, yine bir gün kapıda, çıkış kapısında arkadaşlarla beraber yolunu keser gibi oldum konuşmak için "hocam" dedim "yeni bir kafatası bulunmuş" dedim, "bu insanın evrimi konusunda konuya son noktayı koyan bir delil" dedim "ne diyorsunuz?" dedim, onu inceledi elimde o zaman fotokopi olarak yanımda dosyada gezdiriyordum, "farz edelim Darwinizm yıkıldı" dedi, ama anladım ki hakikaten kanaati gelmiş, "peki ne olur" dedi, "ne olur böyle bir şeyde" dedi ben dedim ki "herkes Allah inancına dönülür diyor" dedim, "yani aksini savunan hiç kimse yok" dedim, ondan sonra Hilmi Yavuz hocamla biraz hafif aramız açıldı, o şeyden sonra, beni gördüğü zaman yolunu değiştiriyordu, fakat şimdi maşaAllah hem Darwinizm’e karşı, hem dini savunur bir üslubu var, hem mukaddesatçı bir görünümü var çok, çok, çok değişti maşaAllah, demek ki o zamanki bilgiler uzun vadede etkili olmuş inşaAllah.
HARUN YAHYA'NIN ESERLERİNİN VESİLE OLMASIYLA
İMAN EDENLER VE İMANİ BAĞLILIĞI GÜÇLENENLER
Harun Yahya’nın çalışmalarının dünya çapındaki etkisini gözler önüne seren en önemli hususlardan biri de, bu çalışmalar vesilesiyle iman eden veya imanı güçlenen çok fazla sayıda insan olmasıdır. Bununla ilgili olarak pek çok okur mektubu ve mesajı ulaşmaktadır. Burada sadece az bir kısmına yer verdiğimiz bu mesajlar, Harun Yahya’nın eserlerinin oluşturduğu büyük etkinin sadece birkaç örneğidir.
Sizin Rusça her kitabınızı okuyorum. Sibirya'da yaşıyorum. Eşim Rus. Sizin kitaplarınızın ve Kuran'ın yardımıyla din olarak kendine Müslümanlığı seçti. Dinimizi Kuran ayetleriyle açıklayıp bize doğru yolu gösteren, böyle güzel bir insan olduğu için çok mutluyum. Allah çabalarınızı artırsın ve insanlığa çok daha etkili kılsın.
Mohammad Arif – Riyad
Müslüman olarak imanım her zaman kitaplarınız sayesinde güçlendi. Allah sizi ödüllendirsin. Öğrendiklerimi milyonlarca İngilizce bilmeyen Müslüman kardeşlerimle paylaşmak istiyorum. Bu yüzden sizden çalışmalarınızı Hausa diline çevirmek için izin istiyorum. Bir avukatım ve izninize ihtiyacım var. Selamlar...
Nuraddeen Ayagi - Nijerya
Selam. Ben Kosova'dan bir Müslümanım. Daha önceki hayatımın nasıl olduğu önemli değil. Ama Harun Yahya'nın kitapları sayesinde kendimi "daha da fazla" Müslüman hissediyorum. Bu şekilde düzenli olarak namaz kılmaya başladım. Daha önce düzenli olarak namaz kılmıyordum. Karanlığa doğru giderken kendimi daha doğruya giderken görüyorum. Harun Yahya'nın kitapları sayesinde artık dünyayı çok farklı görüyorum. Allah'ın yardımıyla kitabın İngilizce'den Arnavutça'ya tercümesini yapıyorum. Size göndereceğim, böylece Arnavutluk’tan okuyucular faydalanabilirler. Size herşeyin en iyisini dilerim.
Ali Avdiu - Kosova
Harun Yahya'nın bazı kitaplarının tercümesini bizzat tamamladıktan sonra imanımın kuvvetlendiğini hissettim ve kendimi Harun Yahya gibi Allah'a adamak için söz verdim. İnşaAllah birkaç yıl içinde Türkiye'deki toplumda nasıl değişiklikler olduysa, Harun Yahya eserleri Tayland'da da bir değişiklik yaratacak.
Zaki - Tayland
Merhabalar, İslam dinine yeni döndüm, Allah'a şükürler olsun. Bunda Sayın Yahya'nın çalışmalarının payı çok büyük. Bu nedenle minnettarlığımı iletmek isterim... Harun Yahya'nın açıkladığı konular vesilesiyle kazandığım netlik sayesinde şaşkınlık içindeyim, ki bu konuda milyarlarca insanın kafası karışık durumda... Zamanınız için teşekkür ederim.
Tom Malies
Şimdi Evrim Teorisinin Çöküşü'nü okudum ve harika. Düşündüğüm her soru (lisede biyoloji dersinde okuduğum konularla ilgili kafama takılan) ve cevabını bulamadığım sorular cevaplandı. En belirgini bakterilerin antibiyotiklere karşı bağışıklık kazanması. Bu kitabı bu kadar açık ve ücretsiz yaptığınız için çok teşekkürler. Bu çalışma sayesinde Allah'a olan inancım çok daha kuvvetlendi.
Christopher
Bu güzel bir internet sitesi. MaşaAllah. Çalışmalarınız bana çok faydalı oldu. Özellikle de Dünya Hayatının Gerçeği adlı kitabınız. Bana Allah'a bağlanmam konusunda ilham verdi. Bence videolar, kasetler ve kitaplar hazırlayıp bunları ücretsiz olarak sunmanız çok asil bir davranış. Birçok kişi Allah'a daha fazla yakınlaşmak istiyor, ama bu bilgiye ulaşmaya paraları yetmiyordu. Allah sizi yaptıklarınıza karşılık olmak üzere fazla fazla ödüllendirsin. Size, İslam'ı dünyanın her köşesine yaymak için güç ve yetenek vermeyi sürdürsün.
Sr. Rahmah - Nijerya
Çalışmalarınızın büyük bir kısmını okudum ve bunlara şahit oldum. Yıllardır doğruyu arıyordum, ama bulmayı başaramamıştım... Birçok insan birçok şey söyledi, ama hiçbiri bir anlam ifade etmedi. Ama sizin kitaplarınız ve makaleleriniz çok fazla şey ifade etti... Size ve sizinle birlikte çalışan kişilere teşekkür etmek istiyorum... Bize göremediğimiz, ama aslında var olan şeyleri gösterdikleri için... Dinim için yaptığınız herşey için teşekkürler. Allah sizi korusun, sizi ve hepimizi sadıklardan kılsın. Hepimiz Kuran'ın ışığını görelim ve İslam dünyayı yönetsin.
Sardar Umair Ali Khan Saddozai - Pakistan
Selam, size ilk kez yazmaktan ve size her konuda yardım etmek istediğimi bildirmekten mutluluk duyuyorum. Bunu yapmak istememin nedeni kişisel olarak Harun Yahya'nın eserlerinden çok fazla istifade etmiş olmamdır. Şu ana kadar 30'dan fazla kitabınızı bilgisayarıma yükledim. Onları sürekli olarak ve severek okuyorum. Benim Allah'a olan imanım üzerinde çok büyük etkileri oldu. Kuran ve sünnet hakkında çok fazla bilgim olmasına, İslami halk konuşmalarına katılmama rağmen, beş vakit namazlarımı yaptığım şeye inandığım için yapmıyordum. Ama Allah'ın bana bir gün gerçekleri göstereceğini umuyordum. Darwinistlerin ortaya attığı varsayımlar kafamı çok karıştırmıştı ve ikileme düşmüştüm. Ama şimdi, Allah'ın rahmeti sayesinde, Harun Yahya'nın kitaplarıyla Allah'a olan güçlü ve tam imanımı geriye kazanmayı başardım. Bunun ardından aklımdaki boş, birbiriyle çelişen iddiaları bir kenara attım. Bundan sonra benim ahlaki yükümlülüğüm başkalarının da bunlardan istifade etmelerini sağlamak ve onların Yaratıcımız olan Allah ile içten bir bağ kurmalarına vesile olmak. İlk teşebbüs olarak Nijerya Öğrenciler Birliği Başkanı ile irtibat kuracağım ve bu kitapları ülke genelindeki liselerdeki öğrencilere tanıtma ve duyurma konusunda bana nasıl yardımcı olabileceğine bakacağım. Bence bu iyi bir başlangıç olacaktır. Bundan başka Nijerya'da konuşulan birçok dile çeviri yapabilecek çok sayıda arkadaşım var. Bunda bir sorun olmayacaktır.
Musa Dayyib Harun - Nijerya
Selam, siteniz evrenin Yaratıcısı olan Allah'la olan bağlantımın kurulmasına yardımcı oldu ve imanımı pekiştirdi ve hayatın gerçeğini anlamamı sağladı. Yüce Allah sizi bu çalışmalarınızdan dolayı nimetlendirsin.
Adam Elder - ABD
Arkadaşlarım dahil, bizler 2 ay öncesine kadar çok günahkar insanlardık. Hep nefislerimize yeniliyorduk. Ama bir gün Harun Yahya'nın sitesine denk geldim ve araştırdım, hatta Türkiye'den VCD'lerini ısmarladım ve arkadaşlarımla beraber izledik. Hepimiz yanlış yaptığımızı anladık. Ve sonuç, Cenab-ı Allah kalplerimize ışık serpti. Bizler de herşeye tevbe edip bundan sonrası için sadece Allah'a kul olabilmek icin yaşayacağımıza karar verdik.
İsviçre
Selam Sevgili Harun Yahya. Lütfen bu mesajımızı kardeşim Harun Yahya'ya iletin. Teşekkürler. Çalışmalarınız ve eserlerinizi gerçekten takdir ediyorum ve bedava olarak yükleme fırsatı verdiğiniz filmleri seyretmeyi çok seviyorum. Allah tüm çabalarınız için sizi ödüllendirsin ve size cennetini versin. Sadece sizin için değil, eserleriniz konusunda size yardımcı olan herkes için dua ediyorum. Fark edeceğiniz gibi ben zaten bir Müslümanım ve eserlerinizin benim üzerimde çok fazla etkisi oldu. Allah'ın Yüceliğine ve Dünya'nın yaratılışındaki kusursuzluğa olan imanımı güçlendirdiler. Kitaplarınız çok özlü ve kolay anlaşılabilir bilgi ile dolu. MaşaAllah.
Bilal Chbib - Almanya
Allah'ın rahmeti üzerinize olsun. Arnavutluk'ta yaşıyorum. İnternet siteniz sayesinde eserlerinizle tanıştım. Bu eserler benim dünyamı değiştiriyor. Gerçekten çok ilgi çekiciler ve gerçekçiler. Beni etkileyen Kuran'ın ışığı ile ilham bulmuş yaşamın farklı yönlerine olan yaklaşımınız. Bize şimdiye kadar bilmediğimiz çok fazla şey öğrettiniz ve gerçek imanı daha iyi anlamamızı sağladınız. Kuran'ı uygulamamıza yardımcı oldunuz. Çalışmanız gerçekten muhteşem ve sizi bu konuda teşvik etmek istiyorum. Allah size tüm nimetlerini bağışlasın ve doğru yoluna sizi iletsin. Sizin çalışmalarınız, şimdiye kadar rastladığım kaynaklar içerisinde bana ve tüm Arnavutluk’taki insanlara Allah'ı tanımak ve O'nun büyüklüğünü kavramak için en büyük yardımı yapıyor. Belki biliyorsunuzdur Arnavutluk'ta, medya ve televizyon en dejenere ahlaki eğitimi veriyor ve bu da en çok çocukları etkiliyor. Bu alanda bence sizin materyalleriniz olabilecek en uygun çözüm. Bugünlerde internetten yüklediğim çocuklarla ilgili eserlerinizi okuyacağım. Bunları çevirmeyi istiyorum.
Altin - Arnavutluk
Selamun Aleyküm! Harun Yahya'nın eserlerinden bir bölüm okuduğumda ve birkaç videosunu izlediğimde uzun zamandır aradığım gerçeği bulduğumu anladım ve iman ettim. Daha önce Türkler hakkında birtakım önyargılara sahiptim ve onların İslam'ı iyi temsil etmediklerine inanırdım. Ta ki Harun Yahya'yı tanıyana kadar… Harun Yahya imanlı bir Türk. Umarım Allah daha pek çok insanı sizin yolunuza sevk eder. Allah Harun Yahya'ya ve yardımcılarına güç kuvvet versin. Allah inananları korusun. Allah'ın selamı üzerinize olsun.
Redouan - Almanya
Sizin eserlerinizden çok ilham alıyorum. Benim Allah'a olan inancımı büyük ölçüde artırdılar. Eserlerinizin İngilizce olanlarının tümünü satın almak istiyorum. Bunun için bana yol gösterebilir misiniz?
Shamil Khan - İngiltere
Tüm Müslüman kardeşlerime selam. Burası, benim farklı düşünmemi ve gerçeği görmemi sağlayan hayranlık uyandırıcı bir sayfa. Yazara böyle bir internet sitesi hazırladığı ve insanların hayatlarını değiştirdiği için teşekkürler. İnşaAllah çok daha fazla insan gerçeği kavrayacaktır. Allah'tan başka İlah yoktur ve Hz. Muhammed (sav) O'nun Elçisidir.
Noor-nahar Hoque - İngiltere
Kardeşimiz Harun Yahya'yı tanımanın bana ne kadar mutluluk verdiğini sizlere anlatamam. Ben Katolik bir aileden geliyorum Elhamdülillah 7 sene evvel Müslüman oldum. Benim gerçeği bulmamda Harun Yahya'nın makalelerinin çok büyük yardımı oldu.
Jalil Al Biruani - Peru
Merhaba. İsmim Amir Afridi. Pakistanlıyım. Eserinizi gördüm ve inanın ki hayatımda ilk defa böyle bir çalışma gördüğüm için gözlerime inanamadım. Televizyonda sadece dolaşırken Indus Vision kanalında sizin programınıza rastladım. Böyle bir çalışmanın İslam için yapılabileceğini tahmin edemezdim. Çünkü bugün gördüğümüz sadece bazı sıkıcı programlar televizyonda ve okumayacağımız kitaplar... Yirmiiki yaşındayım ve okuduklarımdan dolayı iki tane problemim vardı ve artık Hz. İsa'nın yeryüzüne bir daha geri gelmeyeceğine ve her canlının evrim sürecinden geçtiğine inanmaya başlamıştım. Ancak programda sizin internet sitenizi not ettim ve benim konumla ilgili bazı kitapları bilgisayarıma yükledim. Harun Yahya'ya nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Hz. İsa ve Darwinizm konusunda kitaplarını okudum. Beni tam olarak değiştirdiler diyebilirim. Eserleri mükemmel. İlk olarak size ve arkanızdaki ekibe teşekkür ederim. Lütfen bana İslam için ne yapabilirim söyleyin. Ve son olarak lütfen Harun Yahya'ya benden bahsedin. Eserleri ile nasıl bir insanı Müslüman yaptığını anlatın. Bir insan yaptıklarınızın karşılığını veremez sadece Allah verir. Allah sizi korusun. Hayranınız ve köleniz Amir Afridi
Amir Afridi - Pakistan
Muhterem mümin kardeşlerimiz. Rusya'da yaşayan Müslüman kardeşler adına size yürek dolusu selamlar gönderiyoruz. Yetmiş yıllık komünizm zulmünden kurtulduktan sonra Rusya'da yaşayan Müslümanlar kendi kimliklerini buldular. İslam'ın ve Müslümanca yaşamanın ne olduğunu anladılar. Ama, imanı kuvvetlendirmek için yeterli bilgiler ve bilge kişiler bulunmadığı için, Rusya Müslümanları çok çileli günler yaşadı. Allah'a hamdu senalar olsun sizin kitaplar Rusça'ya tercüme edildikten sonra, insanlar imanlarını ilmi deliller ışığında kuvvetlendirmeye başladılar. Gayrimüslim kişiler kitaplarınızı okuduktan sonra İslam'ı kabulleniyor, İslam hakkında önyargıları bulunan (etnik) Müslümanlar ise önyargılarının ne kadar yanlış olduğunu anlıyorlar... Allah Celle-Celaluhu sizi bu insanlara bir hidayet vesilesi olarak göndermiş, kitaplarınızın Rusça'ya tercümesi de insanların aydınlanma ve hidayete gelme vesilesi olmuştur. Eserlerinizdeki ihlas ve samimiyet kalbleri aydınlatıyor, yıllarca birikmiş kirleri silip atıyor ve nurlandırıyor. Rusya'da İslam'ı kendine hayat tarzı edinen kişilerin sayısı günden güne artmakta, bunun yanı sıra İslam'ı kendi amaç ve çıkarlarında kullanan kişiler de az değil. Bu yazdıklarımız şikayet mahiyetinde değil, sadece İslam camiasını aydınlatmak maksadıyladır. Rusya'da yaşayan Müslümanlar olarak bizim İslami literatüre ihtiyacımız belki de diğer ülkelerden daha fazladır. Rusça elimizde bulunan literatür ya çok az bilgi içeriyor ya da tercüme hataları bulunmaktadır. Şu an Arap ülkelerinde tahsil görmüş arkadaşlar maddi sıkıntı yüzünden büyük şehirlere göç etmekte, oralarda camilerde ve medreselerde ders vermektedir. Başkırdistan, doğasıyla zengin fakat fakir bir cumhuriyettir. Müslüman camialar maddi sıkıntı yüzünden İslami eğitim verememekte veya yüklenen ağır vergiler yüzünden kısa bir süre içinde kapatılmaktadır. Elimizde bulunan literatürü değerlendirerek insanları aydınlatmaya çalışıyoruz. Ancak hizmetimizi daha canlı tutmak ve daha geniş kitlelere yaymak icin sizden yardımda bulunmanızı rica ediyoruz. Mümkünse bize Rusça tercüme edilmiş eserlerinizden, video ve ses kasetlerinizden göndermenizi istirham ediyoruz. Burada, Turkiye'de eğitim alan Azeri bir din kardeşimiz var ve onun sayesinde bazı Türkçe eserleri okuyup anlamaktayız. Rusça'ya tercüme edilmemiş Türkçe eserlerinizi de gönderirseniz memnun oluruz. Sizden bir daha rica ediyoruz, bizi yanlış anlamayın, bizi anlayışla karşılayın. Şimdiden herşey için size derin teşekkürlerimizi ve saygılarımızı bildiriyoruz. Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Biktashev Ilgız (Abdulhakk) - Rusya
Burnley, İngiltere'den bu mesajı yazıyorum. Harun Yahya'nın eserleri bana ilham veriyor. Ne var ki bir süre önce doğru yoldan ayrılmıştım. Harun kardeşimizin internet sitesi sayesinde yeniden doğru yola yöneldim. Kendisini şahsen tanımayı ve ona teşekkür etmeyi çok istiyorum. Allah razı olsun.
Sami - İngiltere
İslam dinini kabul eden biri olarak bana bu site tavsiye edildi. Bu gerçekten harika bir site ve harika bilgilerle dolu. Harun Yahya, İslam'a dönüş sürecimi kesinlikle çok kolaylaştırdı.
Joshua Wilson - İngiltere
SAYIN ADNAN OKTAR'IN ANLATIMINDAN
AKIL HASTANESİ DÖNEMİ
Maraş Aksu TV, 20 Kasım 2008
ADNAN OKTAR: Akıl hastanesi şöyle oldu; "Yahudilik ve Masonluk" kitabını ben çıkarttığımda, basın benim üzerime gelmeye başladı ve "Türk Kavmindenim, İslam Milletindenim" şeklindeki bir cümleden dolayı beni tutukladılar. Türk Kavmindenim, İslam Milletindenim, başka bir şey yok, bundan da tutuklandım. 9 ay hücre hapsinde kaldım, sonra akıl hastanesine sevk edildim. 10 ay da akıl hastanesinde tutuldum ki Abdülhamit devrinden kalma eski bir binada 300 tane cinayet işlemiş akıl hastasıyla beraber, bahçeye çıkamayacak, telefon edemeyecek şekilde orada tutuldum, ki o zaman cinayet işlemiş akıl hastaları bile dışarıda geziyordu, ama bana bu yasaktı, hatta hemşirelerle, doktorlarla görüşmem de yasaktı benim, yani öyle bir durum vardı. Benim bulunduğum dönemde 7 kişiyi öldürdüler akıl hastaları, yani çok vahim bir ortamdı, çok saldırgan delilerin olduğu bir ortamdı. 10 ay sonra Allah bana bir imkan sağladı, çıktım. Üst kurulda, 4. ihtisasta bozuldu, akıl hastası raporu bozuldu, fakat yıllarca akıl hastası olduğumu yine iddia etti basın, yani kitapları niye okuyorsunuz, bu akıl hastası, bunun kitapları okunmaz gibisinden. Ruhen de, bedenen de tam sağlıklıdır şeklinde, bir rapor verdi askeri hastane, ondan sonra basın sustu, yani bu konu hallolmuş oldu. O operasyon, bu çalışma niçin yapıldı, ben onu tabi Türk Milletinin takdirine bırakıyorum, yani ben ne olduğunu biliyorum ben ama, takdiri milletimize bırakıyorum.
Çay TV, 23 Temmuz 2008
ADNAN OKTAR: Evet, hastanenin evet başında o vardı, başhekimdi. İlk önce doktorlar aracılığıyla beni uyarmıştı. Bulunduğum yerdeki hekimleri uyarmıştı, onlar kanalıyla oluyordu. Ben tebliğ faaliyetlerimi yaptığımda beni akut servise alıyorlardı, yani böyle saldıran, daha tedavisi yapılmamış tehlikeli hastaların olduğu yere alıyorlardı. Orada bir süre tuttuktan sonra, benim herhalde çekineceğimi düşünüyorlardı biraz, vazgeçeceğimi düşünüyorlardı, orada tuttuktan 10-15 gün sonra yeniden bırakıyorlardı. Kronik servise bırakıyorlardı. Kronik serviste ben yine faaliyetlerime devam ediyordum, yine tebliğ faaliyetlerime devam ediyordum. Yine akut servise alıyorlardı, baktılar böyle baş olacak gibi değil bu sefer cinayet işlemiş delilerin bulunduğu yere aldılar. Yani, en azılı delilerin olduğu bölüme aldılar. Baktılar orada da bende yine bir değişiklik yok, bu sefer tamamen kapalı servise aldılar. O bahçeli servisti. Osmanlı döneminden kalma, Abdülhamit döneminden kalma eski bir bina var. 300 akıl hastası, yine cinayet işlemiş akıl hastalarının bulunduğu tek binadan oluşuyor, taş bina, o bölüme aldılar. Orada da üstüme kapılar kapandı ondan sonra, "hiç çıkmayacaksın" dediler. "Telefon da etmeyeceksin", küçük bir hücre gibi bir yer verdiler, "burada da kalacaksın" dediler. Ben oradaki faaliyetlerimde artık hemşirelerle konuşuyordum, doktorlarla konuşuyordum. Oraya gelen tıp öğrencileri oluyordu, onlara tebliğ yapıyordum. Onlara tebliğ yapınca onlardan da etkilenenler oldu, bu sefer doktorlarla, öğrencilerle ve hemşirelerle görüşmemi yasakladılar. O da şöyle oldu. Yıldırım Aktuna’nın mahiyetiyle beraber oraya hastanede bizim bölümümüze geleceği söylendi, hazırlık yapıldı. Herkes içtimaya geçti, bende içtimaya geçtim, sıralandık, hemşireler, doktorlar, herkes. Yıldırım Aktuna Bey rahmetli geldi, şöyle bir sıradan hepimize baktıktan sonra benim yapmamam gereken şeyleri bana söyledi. "Bir kere kapalı kız buraya gelmeyecek" dedi. "Kapalı kız arkadaşların kesinlikle gelmeyecekler" dedi. "Burada herhangi bir tebliğ faaliyeti yapmayacaksın" dedi. "Öğrencilerle konuşmayacaksın, doktorlarla da görüşmen olmayacak, hemşirelerle de görüşmen olmayacak" dedi. "Peki kimlerle görüşeyim" dedim. "Akıl hastalarıyla görüşeceksin. Oradaki hastalarla görüş" dedi. "Onlar bir şey anlamıyor" dedim. Yani konuşamayacak durumda deliler, kimi duvara başını vuruyor, kimi ağlıyor, kimi kendini yere atıyor, "onlarla ne konuşayım ben" dedim. "O zaman gir odana, düşün tefekkür et" dedi. "Burada niye geldin, niçin geldin, düşün, tefekkür et. O şekilde olsun o zaman" dedi. Baktım pek uğraşılacak gibi değil.
ÇAY TV: Sizden ne isteniyordu? Bu Yahudilik ve Masonluk üzerindeki çalışmalarınızı bırakmanız mı isteniyordu?
ADNAN OKTAR: Evet o dönemde bana haber göndermişlerdi, hastaneye haber göndermişlerdi. Hem mahkeme konusunu halledelim, hem de belirli bir ücret verelim, bu konuyu bitir gibisinden, şu anın parasıyla yaklaşık 300 milyar falan gibi bir paraydı, tahmin ediyorum. Teklif ettiler. Tabii ben ters cevap verdim, "öyle bir şey olmaz, teklifi de çok çirkin, böyle bir şey olacak konu değil bu" dedim. Sonra olayın dozajı daha da arttı ondan sonra, o dönemden sonra. Bir deli Hüseyin vardı, kapıda görevliydi. Beni dışarı çıkartmamakla görevliydi o. Böyle sürekli bağırır, çağırır, krizler geçirir falan, çelik kapı vardı, orada görevliydi o. Bütün hastaların çıkmasına müsaade ediyordu. Bana müsaade etmiyordu. Onu tembihlemişlerdi. Sen onu çıkartma demişlerdi. Çıkartmıyordu, hakikaten. Çok çok nadir bazen, annemle dışarı çıkmama müsaade ediyorlardı. Çıktığımda da telefon etmemi yasaklamışlardı, arkadaşlarımla görüşmeyeyim diye.
Kaçkar TV, 2 Şubat 2008
ADNAN OKTAR: Evet, o Yahudilik Masonluk kitabım çıktığında ilk defa Yahudilik Masonluk hakkında bu kadar kapsamlı, belgelere dayalı, inandırıcı, doyurucu ilk eser oldu benim eserim. Daha önceki eserler inandırıcı ve doyurucu olmayan eserlerdi. Ama benim eserlerimde, Yahudilik Masonluk kitabında, fotoğraf altına orijinal belge, fotoğraf altına orijinal belge, inanılmayacak gibi değildi, yani kesin inandırıcıydı. Baktılar ki son derece tehlikeli bir girişim hemen akıl hastanesi faslı başladı. 10 ay şuuru tam kapalı, yani hiçbir ihtiyacını bilmeyen, konuşmayı beceremeyen, yolunda yürüyemeyen, kafasını duvarlara vuran, ağlayan, yerlere yatan akıl hastalarının içerisine götürerek beni orada 10 ay tuttular. Ki aklı başında bir insan...
KAÇKAR TV: Bu zaman zarfında yani yeme içmesiyle ilgilenme nasıl oldu?
ADNAN OKTAR: Annem getiriyordu yiyecek, deliler de gelip koşarak annemin elinden alıyorlardı yiyecekleri. Yani deli olduğu için, aklı başında değil, kontrol edilemiyordu. Annem tabii yaşlı kadın olduğu için onun orada birşeyi olmuyordu, yani benim kadar bir direnci olmuyordu. Bir anne olduğu için tabii o biraz rengi atıyordu, mesela ben görüyordum sapsarı oluyordu rengi delileri gördüğünde. Ama buna rağmen mecburen koğuşun içerisinden geçirerek yanıma getiriyorlardı. Tek başına kadın, yaşlı kadın delilerin içerisinden geçerek yanıma geliyordu. Bu da bir işkencedir yani, ayrı bir işkencedir. Yani benim şahsıma yapılması tamam, ben birşey demiyorum. Ama o yaşlı kadına böyle bir işkencenin sebebi ne? Delilerin içinden geçirerek, kalabalık koğuştan geçerek benim yanıma geliyordu. Anlatacak tabii çok şey var daha, fakat biz bir kısmını anlatıyoruz. Fakat benim bunlardan yılacağımı düşündüler, yani ben bunlardan yılmam. Ne işkenceden yılarım, ne hapisten yılarım, ne öldürülme tehdidinden, ne şundan, ne bundan. Resulullah zamanında nasılsa şimdi de öyle. Yani Müslüman böyle şeyden yılmaz. Yılacak olsa zaten Müslüman olmasının anlamı kalmaz. Müslüman illa ki imtihan olacak, böyle zorluklarla, sıkıntılarla imtihan olacak ki cennetin kolay olmadığını hepimiz biliyoruz inşaAllah. Allah’ın rızası kolay değildir, Allah’ın rızasını kazanmayı hedefliyoruz. Allah’ın rızası, Allah’ın sevgisi ancak bunlarla mümkündür, yani zorluklara girmekle mümkündür ki hepsini yaratan Allah’tır, her şeyi yaratan Allah’tır. Müslümanın burada yapacağı tevekkülle bunu karşılayıp bunu güzel bir imtihan olarak değerlendirmektir.
KAÇKAR TV: Sizi Bakırköy’den alıp mı direkt hapishaneye götürdüler yoksa?
ADNAN OKTAR: Önce tutuklandım, hapishaneye aldılar, hapishanede bir süre yattıktan sonra, yaklaşık 9 ay hücre hapsinde kaldım, tek küçük bir hücrenin içine koydular, orada da cinayet işlemiş mahkûmların bulunduğu koğuşa alındım ben. Cinayet işlemiş ve tek tekler denen koğuş, orada suç işleyenler o koğuşlara alınıyorlardı, cezaevinde suç işleyenler, çok küçük yani yaklaşık şu kadarlık bir hücre. O hücrede ben 9 ay kaldım, oradan akıl hastanesine aldılar, orada da 10 ay kaldım. Baktılar ki vazgeçecekliğim yok, hatta beni bir ara bıraktılar akıl hastanesinden, baktılar ki aynı faaliyetler yine devam ediyor, baş olacak gibi değil ondan sonra bıraktılar artık yani çünkü daha da kalabalıklaştı ondan sonra arkadaş çevrem. Hastane döneminde sevenlerim, sempati duyanlar çok çok fazlalaştı. Bunun da bir çözüm olmadığını herhalde düşündüler ki o dönemde o baskıyı üzerimden kaldırmışlardı.
KAÇKAR TV: Peki bu çalışmaları yaparken siz kimlere, hangi insanlara ulaşmayı ve başarılı olabileceğinizi hedeflediniz bu konuda? Çünkü çevreniz gittikçe artıyor.
ADNAN OKTAR: Evet, vicdanı, gönlü açık herkesi. Belirli birşey yok. Hani bizde şöyle bir düşünce var, şöyle bir inanç var. Biz ancak zengin, gösterişli, iyi tahsilli insanlarla görüşürüm gibi bir inanç var, böyle birşey yok. Ben samimi insan olduktan sonra, samimi mümin olduktan sonra herkesle görüşürüm. Benim öyle sürekli rahatlık içinde, bir eli yağda, bir eli balda yaşadığımı düşünenler olabilir. Ama sırf benim akıl hastanesinde yaşadığım 10 ayın 10 gününü bir insan yaşayamaz, yani 10 gününü ben yaşarım diyen bir insan varsa gelsin, 10 gününü yaşayamaz. Bir insanın tahammül edeceği birşey değildi bu. Benim mücadelem genellikle bu tarzda yürümüştür, şu ana kadar dahi böyledir. Yani sürekli zorluklar, sürekli mücadelelerle devam ediyor ve bu kesintisiz devam ediyor. Ben bundan da çok memnunum. Allah’a şükrediyorum. Ama dışarıya yansıyan tabii öyle değil, yani zahiren görünen. Ben zaten öyle bir yönünü göstertmem. Olsa dahi göstertmem.
Malatya TV, 26 Aralık 2008
ADNAN OKTAR: Cezaeviyle ilgili bazı detaylar verebilirim. Benim bulunduğum koğuş tek tekler koğuşu tabir edilen koğuştu. Fakat akıl hastası olan mahkumların bulunduğu koğuştu aynı zamanda, yani işin ilginç yanı böyleydi. Mesela Abdülkerim vardı. Hastaydı, rahatsızdı. Hemen bitişiğimizde Hüseyin vardı. O da öyle rahatsızdı. Gece yarıları feryat eden, bağıran, rahatsız olan hastalardı bunlar; yani çok şiddetli reaksiyonlar gösteriyorlardı hastalığın etkisiyle. Ben de öyle küçük bir hücrenin içerisinde orada kalmıştım. Dokuz ay kadar kalmıştım. Sonra biliyorsunuz yine bir hücre değil bu sefer, ama yine hapiste de kaldım yine. Dokuz ay, on ay kadar yaklaşık yine kaldım. Ama asıl akıl hastanesi faslı benim çok şiddetliydi. Çünkü ayağımdan zincirlendim. Adli tıp safhasında. Namaz kılarken ayağım yukarıda kalıyordu, zincir kısa olduğu için. Sonra zincir ilavesi oldu. Daha rahat ettik o zaman, bir 50 – 60 cm kadar daha zincir ilave ettiler. Öyle garip bir durum vardı. Yani zincirlenmem için niçin ihtiyaç vardı? Ben bunu anlayamadım. Daha hala daha düşünüyorum. Çünkü ben çok barışçıl, insancıl bir insanım, şefkatli bir insanım. Yani zincirlenen bir insan saldırması ihtimali olan birisine belki bu düşünebilir. Ki o tarz akıl hastalarına bile böyle bir şey yapılmıyordu. Rahat rahat evlerine de gidiyorlardı. Telefon da ediyorlardı. Bana telefon etmek yasaktı. Dışarı çıkmak da yasaktı, bahçeye çıkmak da yasaktı. İşin ilginç yanı doktorlarla, hemşirelerle, pratisyen olan, yahut oraya eğitim için gelen doktorlar vardı. Onlarla da görüşmem yasaktı. Öyle ilginç bir durum vardı o dönemde.
Nevşehir TV, 20 Temmuz 2008
ADNAN OKTAR: Bana Cumhuriyet Tarihi’nde görülmemiş uygulamalar yapıldı, ben buna bire bir şahit olduğum için bunları çok büyük bir şaşkınlıkla izledim. Mesela o akıl hastanesi safahati. Ben bir yazarım, kitap yazıyorum ve görüyorsunuz bayağı da aklı başında bir insanım. Yani kimseye öyle saldıran, öyle deli gibi lafını sözünü bilmeyen bir akıl hastası değilim. Ama beni cinayet işlemiş, kan dökmüş, anasını babasını öldürmüş, işte eşini öldürmüş, gözü dönmüş akıl hastalarının bulunduğu Abdülhamit döneminden kalma bir taş binanın içerisinde adeta hapsettiler. Dışarı çıkmam da yasak. Akıl hastaları çıkıyor ama ben çıkmıyorum. 10 ay bağıran-çağıran, kendini yerlere atanlar, akıl hastanesinin hali malum. Hatta oraya insanlar ziyarete dahi gelemiyorlar olayın şiddetinden ve korkusundan. Oraya bana ziyarete gelenlere de deliler saldırıyordu. Avukatım da içeriye giremiyor. Ben ayırıyordum delilerle, akıl hastalarıyla onu. Mesela ağabeyim, annem geliyor, onlara böyle saldırmaya kalkıyorlardı, ben onları engelliyordum. Yani işte gönüllerini alarak, konuşarak, fazla da kızdırmamaya çalışarak engellemeye çalışıyordum. Aklı başında bir insanı, bir aydını, 10 ay cinayet işlemiş akıl hastalarının içerisinde tutmak bana çok acayip geldi. Çok çok acayip bir olay. Bir de üstelik benim bulunduğum dönemde yedi kişi öldürüldü, benim bulunduğum koğuşta. Ve çelik tepsilerle birbirlerine saldırıyorlar veyahut orada bulduğu herhangi bir şeyi atıp, kafasını alıp duvara vuruyor, o tarzda cinayet işliyorlardı ve o cinayetler de hemen kapatılıyordu. Öyle bir ortamda 10 ay tutulduktan sonra 4. İhtisas Dairesi’ne beni gönderdiler. Orada aklı başındadır diye rapor verildi. Sonra da askeri hastaneye malum gittim, askeri hastanede de hem ruhen hem de bedenen sağlıklı-sıhhatlidir, askerlik yapmaya da tam elverişlidir diye de rapor aldım biliyorsunuz.
Tempo TV, 24 Aralık 2008
ADNAN OKTAR: İlk kelepçelendiğimde otobüste de bir kere olmuştu Allah'a hamd etmiştim açık açık duyuldu, yani çok hoşuma gitti, kelepçe iyice oturdu elimin üstüne. Allah yolunda yapılan mücadelede bir Müslümanın çektiği acı ve sıkıntılar ona sevap olarak geri döner yani Allah'ın rızasını kazanmış olur ne kadar zorluk olursa o kadar hoş olur. Mesela ben adli tıptan geri cezaevine döndüğümde böyle bir flim sahnesi gibiydi adeta yere samanla saçılmış o yastıkları falan parçalamışlar, benim akıl hastanesinde bulunduğum dönemde de akıl hastalarıyla beraber tutuldum, işin ilginç yanı cezaevinde bulunduğum tek tek koğuşlar orada akıl hastalarının konduğu koğuşlardı yani orada da akıl hastalarının içinde tek tek denen hücrelerde tutuldum ben, yani benim mesela bitişiğimde akıl hastası vardı biraz yakınında hemen bir tane daha yanında vardı. Bir orman yakmış çocuk getirdiler akıl hastasıydı var gücüyle bağırıyordu sabaha kadar, yine bir akıl hastası daha vardı o da öyle, o şartlarda tabi çok çetin şartlardı dışarı da çıkartılmıyordum, ben orada öyle yaklaşık 9 ay kadar kaldım, sonra da 10 ay kadar da Abdülhamit devrinden kalma o eski binanın içerisinde 300 akıl hastasıyla kaldım ama bu akıl hastaları öyle bildiğiniz akıl hastalarından değil, yani saldırgan, kontrol edilmesi çok güç, adam öldüren, bulunduğum dönemde 7 kişiyi öldürdüler o insanlar yani sık sık kanlı kavgaların olduğu şiddet olaylarının olduğu bir ortamdı, öyle bir ortamda ben 10 ay kaldım. Hatta benim dışarı çıkmam da yasaktı, telefon etmem de yasaktı. Hatta bir gün rahmetli Yıldırım Aktuna bizleri böyle sırada içtima vaziyetine getirttirdi, hepimiz hazır oldaydık, hemşireler doktorlar, ben, ben baştaydım tabi, Yıldırım Aktuna Bey, benim hiçbir şekilde arkadaşlarımla görüşmememi, doktorlarla da görüşmemin yasak olduğunu hemşirelerle de görüşmeyeceksin dedi, stajyer gelen doktor öğrenciler vardı onlarla da görüşmeyeceksin dedi. Peki kimlerle görüşeyim dedim. Akıl hastalarıyla görüşeceksin, sadece hastalarla görüşeceksin dedi, akıl hastası demedi de hastalarla görüşeceksin dedi. Ben onlar bir şey anlamıyorlar dedim. O zaman git odanda dedi benim böyle bir banyodan bozma çok izbe, kötü bir karanlık odam vardı böyle orada düşün dedi kendi kendine düşün dedi, neden buradayım ben gibisinden düşün dedi, öyle zor bir ortamdı benim bulunduğum ortam hatta beni bir ara ayağımdan zincirle bağlamışlardı yatağa yani ben onu anlayamadım. İlk dönemde adli tıp döneminde ayağımdan kısa bir zincirle bağladılar, namaz kılarken ayağımı çekiyordu zincir ben dedim bu şekilde namaz kılmak çok zor olur benim dedim biraz uzatmanız mümkün mü dedim yani bir ilave zincir çok sonraları bir ilave zincir daha gelmişti bana 50-60 cm kadar daha, ondan sonra daha rahat namaz kılar hale gelmiştik daha rahat hareket ediyorduk yani benim için bir nimet olmuştu. Ama yani zincirlik olay nerde ben onu anlayamadım yani çok şaşırtıcı bir şey çünkü akıl hastaları da seyrediyordu acaba ne var burada niçin acaba zincirleniyor diye şaşırmışlardı pranga tarzında ayağıma buradan şeyle kilitlediler kalın yani böyle kalın baklalı bir zincir, ayağımda şakur şukur onlarla geziniyordum gezerken yani ben bu kadar tedbir alınması bu kadar olayın olmasını daha hala şaşkınla hatırlıyorum ve şaşkınlıkla düşünüyorum yani neden oldu niçin oldu anlayamadım. Tabii bir hayır vardır, hikmet vardır, sevabı çok büyük tabi yani Allah'ın rızasını kazandıracak zorluklar bunlar ama yani tabi çok şaşırtıcı hayret verici.
ADNAN OKTAR: 3 yıl hapis cezası var, çete lideri olarak hüküm kondu. Tabii bizim mahkemeye saygımız var, hükme de saygımız var. Ama buna Türkiye’de bir tane inanan yok. Mühim olan benim halkımın, milletimin buna inanmamış olması. Gönüllerde beraat etmiş olmam önemli, çünkü dosyaya baktığımızda hiçbir suç delili yok. Daha önce beraat ettirmişti beni mahkeme. Yani arkadaşlarımızı, hepimizi çete suçundan beraat ettirmişti. Ama sonraki hükmü bu yönde, eyvAllah. Yani o hükmü veren de Allah. Hayır vardır güzellik vardır. Özellikle haksız yere suçlanmak çok makbuldür. Hz. Yusuf'un sünnetidir. İftiharla gider yatarız. Hapishaneler de bizim yurdumuz. Oranın suyu da bu vatanın suyu. Oranın toprağı da bu vatanın toprağı. Hiç fark etmez ha burası ha orası. Onu öyle uygun gördülerse yaparız.
Milli Gazete, 19 Mayıs 2008
ADNAN OKTAR: Tabii ki bunun normal karşılığı beraattir. Çünkü Cumhuriyet Savcısı bunu açıklıyor. Dosyada suç unsuru yok diyor daha önce de siz beraat verdiğiniz diyor aynı iddialarla yine imam konumunda olan güya imam konumunda olan bir kişi de dahil olmak üzere beraat verdiniz ve çok mühim olan şey dosyadaki delil durumuna göre diyor yani dosyadaki tek tek sayılan delillere göre diyor. Bunu hakim söylüyor zaten daha önce. İkinci kere mütalaa verdi savcı onda da yine hem 313 bakımından zamanaşımıdır hem de beraattir dedi. Çok net bu açıklamalar ama buna rağmen ceza çıktı hatta indirimsiz ceza çıktı 1 yıl ilave edilerek normalde 2 yıl ceza veriliyor fakat 3 yıl ceza verilmiş. Efendim bu nedir? Bu tabii hayırdır. Bu Allah’ın yaratma sanatındaki inceliklerden derinliklerden biridir. Bir hikmet üzerine bu bu şekilde yaratılmıştır. Bunu önümdeki yıllarda önümüzdeki aylarda önümüzdeki günlerde görürüz mesela Hz. Yusuf’un 7 yıl ceza alacağı bir suçu yoktu. Hiçbir suçu yoktu, hiçbir şeyi yoktu. Bilakis mazlumdu, fakat ona ceza verme kararı ağır bastı diyor Allah. Ağır bastıran kimdir Allah’tır. Normalde öyle bir şey hiç olmaz. Onu meydana getiren Allah’tır. Allah müminleri böyle eğitir, sevdirir, güçlendirir, daha takva hale getirir daha ufkunu açar, onun güzel kaderini müslümanların güzel kaderini daha da Allah güzelleştirmiş olur. Biz buna tabii hayır hikmet gözüyle bakıyoruz. Mahkemeye ben hakkımı helal ediyorum, gani gani helal olsun her zaman söylüyorum. Şikayetçi de değilim hayır görüyorum çünkü. Fakat tabii biz hukuki haklarımızı kullanırız yine temyize gideceğiz. Ama her olayın bir karar yeri vardır yani herşey Allah’ın takdir ettiği bir noktaya doğru gider ve o noktada da hayır vardır. Mesela biz beraat ederiz onu biz hayır zannederiz şer olabilir o. Allah şer zannedersiniz hayır olur hayır zannedersiniz şer olur onun için, Biz Allah’tan sürekli hayrı istemek durumundayız. Hayır istiyoruz Allah’tan demek ki hayırlısı buymuş ki bunu meydana getirdi Allah.
Konya Sun TV, 14 Eylül 2008
ADNAN OKTAR: Ardı ardına, ardı ardına mesela ben yani çok çok fazla gözaltına alınıyordum, yani 40 kere 50 kere belki gözaltına alınmışımdır, sebepsiz mesela gelirler eve haydi seni götürüyoruz 3 gün emniyette dururdum geri bırakırlardı. Niye olduğu belli değil bazen tutanak tutarlardı onu yırtıp atarlardı bazen tutanak da tutmuyorlardı, böyle garip bir durum vardı, sonra gel zaman git zaman sonra da biliyorsunuz bize bir operasyon yaptılar, emniyete götürdüler beni, bir sürü suçlama şunu yapmışsın bunu yapmışsın ben bunları yapmadım dedim, eğer bunları kabul etmezsen dediler senin ayağınla yer arasında ne kadar mesafe var dediler o kadar, işte ölümün ve hayatının arasında bu kadar mesafe var dediler. Şimdi orada bir sürü kız çocuğu var arkadaşlarım da var, kardeşlerim de var, ben varım şimdi herkesin hayatı tehlikeye girecek, imzalayayım bitsin dedim. Yani bir sürü hayali senaryo gazetecilerin hazırladığı film tarzında ipe sapa gelmez hiçbir delili olmayan, şahidi olmayan hayali vakalar bir sürü, ortada şantaja ait hiçbir belge yok. İmzaladım, ben zannettim ki giderim savcının hâkimin önüne karşısına reddedersem konu biter zannettim. Meğer öyle değilmiş, ben o dediğim imza attığım her şeyin olmadığını ispatlamakla mükellefmişim, yani çok müthiş bir durum bu, yani her şeyi ispat etmek, yani tabii onu ispat etmek diye bir konu olmuyor, bir de bu ayrıca avukat yanında alınmadı bu ifade, avukat yanında alınmadığı için geçerli olmuyor. Yani bunun avukat yanında alınması kanunen şart, Yargıtay’ında bu konuda kararları var, ayrıca kanunlarımızda CMUK’ta açık açık maddesi var. Ama buna rağmen mahkeme 3 yıl hapis cezası verdi bana ve çete lideri olduğuma hüküm verdi, amenna kabul ediyorum çünkü devletin mahkemesinin verdiği karara benim bir itirazım olamaz, saygı duyarım. Ama benim çete lideri olmadığımı bütün Türkiye biliyor, herkes biliyor buna hiç kimsede inanmaz çünkü çete lideri adam öldürür, gasp yapar, can yakar yani bunların delilleri olur somut delilleri olur. Ben buna çete lideri derim, ama ortada hiçbir delil yokken ben böyle bir suçlamayı tabii ki kabul edemem çünkü dosyada hiçbir delil yok, fakat mahkemenin hükmüne saygı duyuyorum, bir şey demiyorum, gerekirse de gider yatarım hapiste yani o konuda da benim devlete bir sitemim olmaz, yani bunu bu cezayı verenlere de ben hakkımı helal ediyorum, gani gani helal olsun defalarca da söyledim.
Fakat mesela Ebru Şimşek vakası o dediğiniz mahkemedeki ana delillerden bir tanesiydi bu, Ebru Şimşeğin bulunduğu ev Allah’a şükür ki o olayın filmi var, yani o kadının iddia ettiği olay filme çekilmiş, videokasete çekilmiş bir film, o film de çok net bir film mahkemede çünkü bu filmi izlettik gösterttik biz hakimlere, kolon yapısı aşağıya doğru sarkan alelade bir ev bu, 60 metrekarelik bir ev kolonlar aşağıya doğru sarkıyor, pencereler pimapen ve küçük ama bu bayanın benim bulunduğum dediği ev bizzat polis getirip gösterttiği ve tutanak tutulan ev yapılan tespitte evde tavanın asmolen olduğu görülüyor, asmolen düz tavan yani kiriş sarkmıyor, kiriş yok evde ve pencereler tavandan tabana kadar iki evin arasında o ev yıkılıp yeniden yapılmadıktan sonra yapılamayacak kadar müthiş bir farklılık var hiç alakası yok iki evin. Buradan ben hiçbir şekilde olayla alakam olmadığını mahkemeye ispat ettim ve bundan beraat ettim ben.
İran İtimat Gazetesi, 26 Ekim 2008
ADNAN OKTAR: Türkiye’de basının üzerimizde anti Darwinist olduğumuz için çok ciddi baskısı var. Hatta bu baskılar öyle bir safhaya vardı ki mesela Tuncay Özkan isimli kişi şu an iddia edilen Ergenekon sanığı olarak tutuklu. Ayrıca polis müdürü Adil Serdar Saçan; bize operasyon yapan kişi, o da şu an iddia edilen Ergenekon sanığı olarak tutuklu. Bu kişiler ittifak ederek bize karşı mücadele vermişlerdi. Ve bizi o devirde tutuklamışlardı. Topluca bir gece operasyonuyla tutuklamışlardı Adil Serdar Saçan ve ekibi. Fakat Tuncay Özkan da burada kışkırtıcı yayınlar yaptı ve biz tutuklandıktan sonra da hemen tutuklanmamız ile ilgili emniyetin içinden bilgiler alarak kamuoyuna yanıltıcı bilgiler verdi. Biz bunun sonucunda tutuklandık bir süre hapiste kaldım ben. Ve şu anda üç yıl hapis cezası aldım bu operasyonun sonucunda. Fakat savcı dosyada benim aleyhimde, arkadaşlarımın aleyhinde çete suçu oluşturacak herhangi bir delil bulunmadığını söyledi. Ayrıca daha önce bizlerin beraat ettiğimiz bu suçtan aynı mahkemenin bize beraat verdiğini, gene beraat vermesi gerektiğini belirtti. Fakat polis ifadesinin de avukat yanında alınmadığını ve ayrıca işkence ile alındığını, bunun dışında da dosyada aleyhimize hiçbir suç delili bulunmadığını ve bu sebeple de beraat etmemiz gerektiğini söyledi. Fakat mahkeme buna rağmen bize ceza verdi üç yıl. Benim kız arkadaşlarım da var. Onlar da hayatında hiç karakol yüzü görmemiş, üniversite mezunu, kolej mezunu arkadaşlarım. Onlar da çete lideri olarak şu an üç yıl hapis cezası aldılar. Tabii biz mahkemenin kararına karşı saygılıyız. Ve ben mahkemeye karşı hakkımı helal ediyorum. Fakat savcının görüşü de bu. Bunun da bilinmesinde fayda var. Fakat bize operasyonu yapan polis müdürünün de iddia edilen Ergenekon davasında sanık olarak şu an tutuklu olması çok düşündürücü. Bize basında aleyhimizde baskı yapan, bizim aleyhimizde yayınlar yapan Tuncay Özkan’ın da şu an iddia edilen Ergenekon sanığı olarak tutuklu olması çok düşündürücü tabi.
Nathan Schneider, 24 Ekim 2008
ADNAN OKTAR: Mesela Türkiye’de iddia edilen Ergenekon derin devlet örgütü, son zamanlarda kanun önüne çıkarıldı. Bu örgüt bize karşı yıllardan beri mücadele verirdi yani bana karşı. Mesela akıl hastası olmadığım halde bana akıl hastası dediler. Yıllarca bu baskıyı üzerimde hissetim. Basında sürekli aleyhimde akıl hastası diye haberler çıktı. Sonradan askeri hastanede bu bozuldu ve sağlıklı bir insan olduğumu herkes görmüş oldu ve ispat ettim. Mesela kokain kullanmadığım halde emniyette yiyeceğim içine kokain karıştırdılar bunu yine adli tıpta ispat ettim. Karakolda polisteyken yiyeceğime karıştırıldığı tespit edildi. Bundan da bu şekilde kurtuldum ama beni yıllarca kokainman olarak tanıttılar Darwinist çevreler. Mesela şimdi de 1999 yılında yine iddia edilen Ergenekon örgütünün, derin devlet örgütlenmesinin bize yaptığı provakatif hareketler sonucunda büyük bir operasyon düzenlendi bize ve bunu yapan operasyonun başındaki polis de, Adil Serdar Saçan, iddia edilen Ergenekon örgütü üyesi olarak şu an cezaevinde. Bunu basın kanalıyla örgütleyen kişi de yine ve bunda görev alan kişi de yine iddia edilen Ergenekon tutuklusu olarak ceza evinde. Ama bunların neticesinde tabi mahkeme bana üç yıl ve üç tane kız arkadaşıma da çete lideri olmaktan ceza verdiler. Ama savcı daha önce mahkemeye sunduğu mütalaasında siz bu kişileri daha önce beraat ettirmiştiniz dedi. Yani daha önce bu kişilere beraat vermiştiniz birinci olarak, ikincisi bu kişilerin aleyhinde mahkeme dosyasında bir delil yok dedi. Üçüncüsü de delil olarak sunulan, polis baskısıyla ve işkenceyle alınan ifadeler de geçersizdir dedi. Çünkü hem işkence var hem de avukat yanında alınmamış dedi ve bu yüzden beraatlerini istiyorum dedi. Mesela basın bundan hiç bahsetmiyor. Sadece çete lideridir gibi vurgulamaya çalışıyorlar yani kitaplarıma güya zarar getirecekler. Diyecekler ki bu kitabı yazan kişi çete lideri, kitabını niye okuyorsunuz diyecekler. Böyle bir mantık açmazına girmiş durumdalar, yani yanlış antidemokratik bir tavır içindeler. Böyle fırsatçı bir mantık içindeler. Bunu bir bilim adamı yapmaz, yapmaması gerekir. Ben bu yanlışları uygulayan kişilere bir bilim adamı demem. Bilim adamı samimi herşeyi uygulayan insandır. Mahkemenin bu kararına da saygı duyuyorum tabiki, hakkımı da helal ediyorum. Fakat Darwinistlerin bu mahkemenin kararını bana karşı koz olarak kullanmalarını çok vicdansızca ve akılsızca buluyorum. Dürüstçe bulmuyorum. Çünkü Türkiye’de hiç kimse benim çete lideri olduğuma inanmıyor. Ben sevgiyi, şefkati, merhameti savunan bir insanım. Adam da öldürmedim, yol da kesmedim. İnsanların gönlünde beraat ettim. Bu benim için yeterli.
TASCA (Türk Arap Kültür ve Sanat Derneği), 21 Kasım 2008
MUHABİR: Üç yıl hapis cezası aldınız. Yani bize anlatır mısınız?
ADNAN OKTAR: Evet böyle bir şey oldu. Benim üç tane böyle çok hanım, terbiyeli kız arkadaşım var dindar; onlar ve ben, çete lideri olarak, suçlanarak ceza aldık. Fakat mahkemenin savcısı diyor ki; mahkememizce toplanan deliller arasında sanıkların aleyhine delil bulunmamaktadır diyor, birinci olarak. İkinci olarak, CMK’nın 148/4 maddesi gereğince poliste alınan avukatsız ifadelerin delil olarak değerlendirilemeyeceği böylece mahkemece de kabul edilmiştir diyor. Yani biz o zamanlar ifade verdiğimizde avukatsız alındı ifadeler, bir de işkence ile alındı. Bize yanlış iddialar zorla kabul ettirildi. İşkence, ölüm tehdidi olduğu için kabul ettik. Onu söylüyor savcı. Bu nedenlerle, bu ifadelerin geçersiz olduğunu söyledi. Ayrıca mahkemece ben ve diğer arkadaşlarımın tamamına mahkemenin beraat kararı verdiğini daha önce, aynı suçtan beraat kararı verdiğini bu sefer yine aynı şekilde beraat kararı vermesi gerektiğini söyledi. Bütün sanıkların müsned suçlardan ayrı ayrı beraatlarına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur dedi. Yani üç şey üstünde durmuş oldu, yine tekrar ediyorum. Birincisi avukat olmadan ve işkence ile alınan ifadeler geçersizdir dedi. İkincisi daha önce siz beraat kararı vermiştiniz dedi. Üçüncüsü de dosyada sanıklar aleyhine hiçbir delil yok dedi. Suç oluşturacak bir delil yok dedi. O yüzden beraatımızı istedi. Ama mahkeme bu yönde karar verdi. Üç yıl ceza verdi. Tabi bizim mahkemelere her zaman saygımız vardır. Kanunlara her zaman saygımız vardır. Hayır görürüz. Çünkü o da kaderde olan bir şeydir. Eğer böyle bir şey olduysa Allah daha hakim doğmadan, daha annesinin karnındayken o hüküm verilmiş oluyor. Dolayısı ile hakim Allah’ın dediğini yapar. Onun dışında bir şey yapamaz. Kaderde olanı yapar. Bir hayır vardır inşaAllah.
HARUN YAHYA'NIN ESERLERİNİN VESİLE OLMASIYLA
İMAN EDENLER VE İMANİ BAĞLILIĞI GÜÇLENENLER
Harun Yahya’nın çalışmalarının dünya çapındaki etkisini gözler önüne seren en önemli hususlardan biri de, bu çalışmalar vesilesiyle iman eden veya imanı güçlenen çok fazla sayıda insan olmasıdır. Bununla ilgili olarak pek çok okur mektubu ve mesajı ulaşmaktadır. Burada sadece az bir kısmına yer verdiğimiz bu mesajlar, Harun Yahya’nın eserlerinin oluşturduğu büyük etkinin sadece birkaç örneğidir.
Sizin Rusça her kitabınızı okuyorum. Sibirya'da yaşıyorum. Eşim Rus. Sizin kitaplarınızın ve Kuran'ın yardımıyla din olarak kendine Müslümanlığı seçti. Dinimizi Kuran ayetleriyle açıklayıp bize doğru yolu gösteren, böyle güzel bir insan olduğu için çok mutluyum. Allah çabalarınızı artırsın ve insanlığa çok daha etkili kılsın.
Mohammad Arif – Riyad
Müslüman olarak imanım her zaman kitaplarınız sayesinde güçlendi. Allah sizi ödüllendirsin. Öğrendiklerimi milyonlarca İngilizce bilmeyen Müslüman kardeşlerimle paylaşmak istiyorum. Bu yüzden sizden çalışmalarınızı Hausa diline çevirmek için izin istiyorum. Bir avukatım ve izninize ihtiyacım var. Selamlar...
Nuraddeen Ayagi - Nijerya
Selam. Ben Kosova'dan bir Müslümanım. Daha önceki hayatımın nasıl olduğu önemli değil. Ama Harun Yahya'nın kitapları sayesinde kendimi "daha da fazla" Müslüman hissediyorum. Bu şekilde düzenli olarak namaz kılmaya başladım. Daha önce düzenli olarak namaz kılmıyordum. Karanlığa doğru giderken kendimi daha doğruya giderken görüyorum. Harun Yahya'nın kitapları sayesinde artık dünyayı çok farklı görüyorum. Allah'ın yardımıyla kitabın İngilizce'den Arnavutça'ya tercümesini yapıyorum. Size göndereceğim, böylece Arnavutluk’tan okuyucular faydalanabilirler. Size herşeyin en iyisini dilerim.
Ali Avdiu - Kosova
Harun Yahya'nın bazı kitaplarının tercümesini bizzat tamamladıktan sonra imanımın kuvvetlendiğini hissettim ve kendimi Harun Yahya gibi Allah'a adamak için söz verdim. İnşaAllah birkaç yıl içinde Türkiye'deki toplumda nasıl değişiklikler olduysa, Harun Yahya eserleri Tayland'da da bir değişiklik yaratacak.
Zaki - Tayland
Merhabalar, İslam dinine yeni döndüm, Allah'a şükürler olsun. Bunda Sayın Yahya'nın çalışmalarının payı çok büyük. Bu nedenle minnettarlığımı iletmek isterim... Harun Yahya'nın açıkladığı konular vesilesiyle kazandığım netlik sayesinde şaşkınlık içindeyim, ki bu konuda milyarlarca insanın kafası karışık durumda... Zamanınız için teşekkür ederim.
Tom Malies
Şimdi Evrim Teorisinin Çöküşü'nü okudum ve harika. Düşündüğüm her soru (lisede biyoloji dersinde okuduğum konularla ilgili kafama takılan) ve cevabını bulamadığım sorular cevaplandı. En belirgini bakterilerin antibiyotiklere karşı bağışıklık kazanması. Bu kitabı bu kadar açık ve ücretsiz yaptığınız için çok teşekkürler. Bu çalışma sayesinde Allah'a olan inancım çok daha kuvvetlendi.
Christopher
Bu güzel bir internet sitesi. MaşaAllah. Çalışmalarınız bana çok faydalı oldu. Özellikle de Dünya Hayatının Gerçeği adlı kitabınız. Bana Allah'a bağlanmam konusunda ilham verdi. Bence videolar, kasetler ve kitaplar hazırlayıp bunları ücretsiz olarak sunmanız çok asil bir davranış. Birçok kişi Allah'a daha fazla yakınlaşmak istiyor, ama bu bilgiye ulaşmaya paraları yetmiyordu. Allah sizi yaptıklarınıza karşılık olmak üzere fazla fazla ödüllendirsin. Size, İslam'ı dünyanın her köşesine yaymak için güç ve yetenek vermeyi sürdürsün.
Sr. Rahmah - Nijerya
Çalışmalarınızın büyük bir kısmını okudum ve bunlara şahit oldum. Yıllardır doğruyu arıyordum, ama bulmayı başaramamıştım... Birçok insan birçok şey söyledi, ama hiçbiri bir anlam ifade etmedi. Ama sizin kitaplarınız ve makaleleriniz çok fazla şey ifade etti... Size ve sizinle birlikte çalışan kişilere teşekkür etmek istiyorum... Bize göremediğimiz, ama aslında var olan şeyleri gösterdikleri için... Dinim için yaptığınız herşey için teşekkürler. Allah sizi korusun, sizi ve hepimizi sadıklardan kılsın. Hepimiz Kuran'ın ışığını görelim ve İslam dünyayı yönetsin.
Sardar Umair Ali Khan Saddozai - Pakistan
Selam, size ilk kez yazmaktan ve size her konuda yardım etmek istediğimi bildirmekten mutluluk duyuyorum. Bunu yapmak istememin nedeni kişisel olarak Harun Yahya'nın eserlerinden çok fazla istifade etmiş olmamdır. Şu ana kadar 30'dan fazla kitabınızı bilgisayarıma yükledim. Onları sürekli olarak ve severek okuyorum. Benim Allah'a olan imanım üzerinde çok büyük etkileri oldu. Kuran ve sünnet hakkında çok fazla bilgim olmasına, İslami halk konuşmalarına katılmama rağmen, beş vakit namazlarımı yaptığım şeye inandığım için yapmıyordum. Ama Allah'ın bana bir gün gerçekleri göstereceğini umuyordum. Darwinistlerin ortaya attığı varsayımlar kafamı çok karıştırmıştı ve ikileme düşmüştüm. Ama şimdi, Allah'ın rahmeti sayesinde, Harun Yahya'nın kitaplarıyla Allah'a olan güçlü ve tam imanımı geriye kazanmayı başardım. Bunun ardından aklımdaki boş, birbiriyle çelişen iddiaları bir kenara attım. Bundan sonra benim ahlaki yükümlülüğüm başkalarının da bunlardan istifade etmelerini sağlamak ve onların Yaratıcımız olan Allah ile içten bir bağ kurmalarına vesile olmak. İlk teşebbüs olarak Nijerya Öğrenciler Birliği Başkanı ile irtibat kuracağım ve bu kitapları ülke genelindeki liselerdeki öğrencilere tanıtma ve duyurma konusunda bana nasıl yardımcı olabileceğine bakacağım. Bence bu iyi bir başlangıç olacaktır. Bundan başka Nijerya'da konuşulan birçok dile çeviri yapabilecek çok sayıda arkadaşım var. Bunda bir sorun olmayacaktır.
Musa Dayyib Harun - Nijerya
Selam, siteniz evrenin Yaratıcısı olan Allah'la olan bağlantımın kurulmasına yardımcı oldu ve imanımı pekiştirdi ve hayatın gerçeğini anlamamı sağladı. Yüce Allah sizi bu çalışmalarınızdan dolayı nimetlendirsin.
Adam Elder - ABD
Arkadaşlarım dahil, bizler 2 ay öncesine kadar çok günahkar insanlardık. Hep nefislerimize yeniliyorduk. Ama bir gün Harun Yahya'nın sitesine denk geldim ve araştırdım, hatta Türkiye'den VCD'lerini ısmarladım ve arkadaşlarımla beraber izledik. Hepimiz yanlış yaptığımızı anladık. Ve sonuç, Cenab-ı Allah kalplerimize ışık serpti. Bizler de herşeye tevbe edip bundan sonrası için sadece Allah'a kul olabilmek icin yaşayacağımıza karar verdik.
İsviçre
Selam Sevgili Harun Yahya. Lütfen bu mesajımızı kardeşim Harun Yahya'ya iletin. Teşekkürler. Çalışmalarınız ve eserlerinizi gerçekten takdir ediyorum ve bedava olarak yükleme fırsatı verdiğiniz filmleri seyretmeyi çok seviyorum. Allah tüm çabalarınız için sizi ödüllendirsin ve size cennetini versin. Sadece sizin için değil, eserleriniz konusunda size yardımcı olan herkes için dua ediyorum. Fark edeceğiniz gibi ben zaten bir Müslümanım ve eserlerinizin benim üzerimde çok fazla etkisi oldu. Allah'ın Yüceliğine ve Dünya'nın yaratılışındaki kusursuzluğa olan imanımı güçlendirdiler. Kitaplarınız çok özlü ve kolay anlaşılabilir bilgi ile dolu. MaşaAllah.
Bilal Chbib - Almanya
Allah'ın rahmeti üzerinize olsun. Arnavutluk'ta yaşıyorum. İnternet siteniz sayesinde eserlerinizle tanıştım. Bu eserler benim dünyamı değiştiriyor. Gerçekten çok ilgi çekiciler ve gerçekçiler. Beni etkileyen Kuran'ın ışığı ile ilham bulmuş yaşamın farklı yönlerine olan yaklaşımınız. Bize şimdiye kadar bilmediğimiz çok fazla şey öğrettiniz ve gerçek imanı daha iyi anlamamızı sağladınız. Kuran'ı uygulamamıza yardımcı oldunuz. Çalışmanız gerçekten muhteşem ve sizi bu konuda teşvik etmek istiyorum. Allah size tüm nimetlerini bağışlasın ve doğru yoluna sizi iletsin. Sizin çalışmalarınız, şimdiye kadar rastladığım kaynaklar içerisinde bana ve tüm Arnavutluk’taki insanlara Allah'ı tanımak ve O'nun büyüklüğünü kavramak için en büyük yardımı yapıyor. Belki biliyorsunuzdur Arnavutluk'ta, medya ve televizyon en dejenere ahlaki eğitimi veriyor ve bu da en çok çocukları etkiliyor. Bu alanda bence sizin materyalleriniz olabilecek en uygun çözüm. Bugünlerde internetten yüklediğim çocuklarla ilgili eserlerinizi okuyacağım. Bunları çevirmeyi istiyorum.
Altin - Arnavutluk
Selamun Aleyküm! Harun Yahya'nın eserlerinden bir bölüm okuduğumda ve birkaç videosunu izlediğimde uzun zamandır aradığım gerçeği bulduğumu anladım ve iman ettim. Daha önce Türkler hakkında birtakım önyargılara sahiptim ve onların İslam'ı iyi temsil etmediklerine inanırdım. Ta ki Harun Yahya'yı tanıyana kadar… Harun Yahya imanlı bir Türk. Umarım Allah daha pek çok insanı sizin yolunuza sevk eder. Allah Harun Yahya'ya ve yardımcılarına güç kuvvet versin. Allah inananları korusun. Allah'ın selamı üzerinize olsun.
Redouan - Almanya
Sizin eserlerinizden çok ilham alıyorum. Benim Allah'a olan inancımı büyük ölçüde artırdılar. Eserlerinizin İngilizce olanlarının tümünü satın almak istiyorum. Bunun için bana yol gösterebilir misiniz?
Shamil Khan - İngiltere
Tüm Müslüman kardeşlerime selam. Burası, benim farklı düşünmemi ve gerçeği görmemi sağlayan hayranlık uyandırıcı bir sayfa. Yazara böyle bir internet sitesi hazırladığı ve insanların hayatlarını değiştirdiği için teşekkürler. İnşaAllah çok daha fazla insan gerçeği kavrayacaktır. Allah'tan başka İlah yoktur ve Hz. Muhammed (sav) O'nun Elçisidir.
Noor-nahar Hoque - İngiltere
Kardeşimiz Harun Yahya'yı tanımanın bana ne kadar mutluluk verdiğini sizlere anlatamam. Ben Katolik bir aileden geliyorum Elhamdülillah 7 sene evvel Müslüman oldum. Benim gerçeği bulmamda Harun Yahya'nın makalelerinin çok büyük yardımı oldu.
Jalil Al Biruani - Peru
Merhaba. İsmim Amir Afridi. Pakistanlıyım. Eserinizi gördüm ve inanın ki hayatımda ilk defa böyle bir çalışma gördüğüm için gözlerime inanamadım. Televizyonda sadece dolaşırken Indus Vision kanalında sizin programınıza rastladım. Böyle bir çalışmanın İslam için yapılabileceğini tahmin edemezdim. Çünkü bugün gördüğümüz sadece bazı sıkıcı programlar televizyonda ve okumayacağımız kitaplar... Yirmiiki yaşındayım ve okuduklarımdan dolayı iki tane problemim vardı ve artık Hz. İsa'nın yeryüzüne bir daha geri gelmeyeceğine ve her canlının evrim sürecinden geçtiğine inanmaya başlamıştım. Ancak programda sizin internet sitenizi not ettim ve benim konumla ilgili bazı kitapları bilgisayarıma yükledim. Harun Yahya'ya nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Hz. İsa ve Darwinizm konusunda kitaplarını okudum. Beni tam olarak değiştirdiler diyebilirim. Eserleri mükemmel. İlk olarak size ve arkanızdaki ekibe teşekkür ederim. Lütfen bana İslam için ne yapabilirim söyleyin. Ve son olarak lütfen Harun Yahya'ya benden bahsedin. Eserleri ile nasıl bir insanı Müslüman yaptığını anlatın. Bir insan yaptıklarınızın karşılığını veremez sadece Allah verir. Allah sizi korusun. Hayranınız ve köleniz Amir Afridi
Amir Afridi - Pakistan
Muhterem mümin kardeşlerimiz. Rusya'da yaşayan Müslüman kardeşler adına size yürek dolusu selamlar gönderiyoruz. Yetmiş yıllık komünizm zulmünden kurtulduktan sonra Rusya'da yaşayan Müslümanlar kendi kimliklerini buldular. İslam'ın ve Müslümanca yaşamanın ne olduğunu anladılar. Ama, imanı kuvvetlendirmek için yeterli bilgiler ve bilge kişiler bulunmadığı için, Rusya Müslümanları çok çileli günler yaşadı. Allah'a hamdu senalar olsun sizin kitaplar Rusça'ya tercüme edildikten sonra, insanlar imanlarını ilmi deliller ışığında kuvvetlendirmeye başladılar. Gayrimüslim kişiler kitaplarınızı okuduktan sonra İslam'ı kabulleniyor, İslam hakkında önyargıları bulunan (etnik) Müslümanlar ise önyargılarının ne kadar yanlış olduğunu anlıyorlar... Allah Celle-Celaluhu sizi bu insanlara bir hidayet vesilesi olarak göndermiş, kitaplarınızın Rusça'ya tercümesi de insanların aydınlanma ve hidayete gelme vesilesi olmuştur. Eserlerinizdeki ihlas ve samimiyet kalbleri aydınlatıyor, yıllarca birikmiş kirleri silip atıyor ve nurlandırıyor. Rusya'da İslam'ı kendine hayat tarzı edinen kişilerin sayısı günden güne artmakta, bunun yanı sıra İslam'ı kendi amaç ve çıkarlarında kullanan kişiler de az değil. Bu yazdıklarımız şikayet mahiyetinde değil, sadece İslam camiasını aydınlatmak maksadıyladır. Rusya'da yaşayan Müslümanlar olarak bizim İslami literatüre ihtiyacımız belki de diğer ülkelerden daha fazladır. Rusça elimizde bulunan literatür ya çok az bilgi içeriyor ya da tercüme hataları bulunmaktadır. Şu an Arap ülkelerinde tahsil görmüş arkadaşlar maddi sıkıntı yüzünden büyük şehirlere göç etmekte, oralarda camilerde ve medreselerde ders vermektedir. Başkırdistan, doğasıyla zengin fakat fakir bir cumhuriyettir. Müslüman camialar maddi sıkıntı yüzünden İslami eğitim verememekte veya yüklenen ağır vergiler yüzünden kısa bir süre içinde kapatılmaktadır. Elimizde bulunan literatürü değerlendirerek insanları aydınlatmaya çalışıyoruz. Ancak hizmetimizi daha canlı tutmak ve daha geniş kitlelere yaymak icin sizden yardımda bulunmanızı rica ediyoruz. Mümkünse bize Rusça tercüme edilmiş eserlerinizden, video ve ses kasetlerinizden göndermenizi istirham ediyoruz. Burada, Turkiye'de eğitim alan Azeri bir din kardeşimiz var ve onun sayesinde bazı Türkçe eserleri okuyup anlamaktayız. Rusça'ya tercüme edilmemiş Türkçe eserlerinizi de gönderirseniz memnun oluruz. Sizden bir daha rica ediyoruz, bizi yanlış anlamayın, bizi anlayışla karşılayın. Şimdiden herşey için size derin teşekkürlerimizi ve saygılarımızı bildiriyoruz. Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Biktashev Ilgız (Abdulhakk) - Rusya
Burnley, İngiltere'den bu mesajı yazıyorum. Harun Yahya'nın eserleri bana ilham veriyor. Ne var ki bir süre önce doğru yoldan ayrılmıştım. Harun kardeşimizin internet sitesi sayesinde yeniden doğru yola yöneldim. Kendisini şahsen tanımayı ve ona teşekkür etmeyi çok istiyorum. Allah razı olsun.
Sami - İngiltere
İslam dinini kabul eden biri olarak bana bu site tavsiye edildi. Bu gerçekten harika bir site ve harika bilgilerle dolu. Harun Yahya, İslam'a dönüş sürecimi kesinlikle çok kolaylaştırdı.
Joshua Wilson - İngiltere
SAYIN ADNAN OKTAR'IN ANLATIMINDAN
AKIL HASTANESİ DÖNEMİ
Maraş Aksu TV, 20 Kasım 2008
ADNAN OKTAR: Akıl hastanesi şöyle oldu; "Yahudilik ve Masonluk" kitabını ben çıkarttığımda, basın benim üzerime gelmeye başladı ve "Türk Kavmindenim, İslam Milletindenim" şeklindeki bir cümleden dolayı beni tutukladılar. Türk Kavmindenim, İslam Milletindenim, başka bir şey yok, bundan da tutuklandım. 9 ay hücre hapsinde kaldım, sonra akıl hastanesine sevk edildim. 10 ay da akıl hastanesinde tutuldum ki Abdülhamit devrinden kalma eski bir binada 300 tane cinayet işlemiş akıl hastasıyla beraber, bahçeye çıkamayacak, telefon edemeyecek şekilde orada tutuldum, ki o zaman cinayet işlemiş akıl hastaları bile dışarıda geziyordu, ama bana bu yasaktı, hatta hemşirelerle, doktorlarla görüşmem de yasaktı benim, yani öyle bir durum vardı. Benim bulunduğum dönemde 7 kişiyi öldürdüler akıl hastaları, yani çok vahim bir ortamdı, çok saldırgan delilerin olduğu bir ortamdı. 10 ay sonra Allah bana bir imkan sağladı, çıktım. Üst kurulda, 4. ihtisasta bozuldu, akıl hastası raporu bozuldu, fakat yıllarca akıl hastası olduğumu yine iddia etti basın, yani kitapları niye okuyorsunuz, bu akıl hastası, bunun kitapları okunmaz gibisinden. Ruhen de, bedenen de tam sağlıklıdır şeklinde, bir rapor verdi askeri hastane, ondan sonra basın sustu, yani bu konu hallolmuş oldu. O operasyon, bu çalışma niçin yapıldı, ben onu tabi Türk Milletinin takdirine bırakıyorum, yani ben ne olduğunu biliyorum ben ama, takdiri milletimize bırakıyorum.
Çay TV, 23 Temmuz 2008
ADNAN OKTAR: Evet, hastanenin evet başında o vardı, başhekimdi. İlk önce doktorlar aracılığıyla beni uyarmıştı. Bulunduğum yerdeki hekimleri uyarmıştı, onlar kanalıyla oluyordu. Ben tebliğ faaliyetlerimi yaptığımda beni akut servise alıyorlardı, yani böyle saldıran, daha tedavisi yapılmamış tehlikeli hastaların olduğu yere alıyorlardı. Orada bir süre tuttuktan sonra, benim herhalde çekineceğimi düşünüyorlardı biraz, vazgeçeceğimi düşünüyorlardı, orada tuttuktan 10-15 gün sonra yeniden bırakıyorlardı. Kronik servise bırakıyorlardı. Kronik serviste ben yine faaliyetlerime devam ediyordum, yine tebliğ faaliyetlerime devam ediyordum. Yine akut servise alıyorlardı, baktılar böyle baş olacak gibi değil bu sefer cinayet işlemiş delilerin bulunduğu yere aldılar. Yani, en azılı delilerin olduğu bölüme aldılar. Baktılar orada da bende yine bir değişiklik yok, bu sefer tamamen kapalı servise aldılar. O bahçeli servisti. Osmanlı döneminden kalma, Abdülhamit döneminden kalma eski bir bina var. 300 akıl hastası, yine cinayet işlemiş akıl hastalarının bulunduğu tek binadan oluşuyor, taş bina, o bölüme aldılar. Orada da üstüme kapılar kapandı ondan sonra, "hiç çıkmayacaksın" dediler. "Telefon da etmeyeceksin", küçük bir hücre gibi bir yer verdiler, "burada da kalacaksın" dediler. Ben oradaki faaliyetlerimde artık hemşirelerle konuşuyordum, doktorlarla konuşuyordum. Oraya gelen tıp öğrencileri oluyordu, onlara tebliğ yapıyordum. Onlara tebliğ yapınca onlardan da etkilenenler oldu, bu sefer doktorlarla, öğrencilerle ve hemşirelerle görüşmemi yasakladılar. O da şöyle oldu. Yıldırım Aktuna’nın mahiyetiyle beraber oraya hastanede bizim bölümümüze geleceği söylendi, hazırlık yapıldı. Herkes içtimaya geçti, bende içtimaya geçtim, sıralandık, hemşireler, doktorlar, herkes. Yıldırım Aktuna Bey rahmetli geldi, şöyle bir sıradan hepimize baktıktan sonra benim yapmamam gereken şeyleri bana söyledi. "Bir kere kapalı kız buraya gelmeyecek" dedi. "Kapalı kız arkadaşların kesinlikle gelmeyecekler" dedi. "Burada herhangi bir tebliğ faaliyeti yapmayacaksın" dedi. "Öğrencilerle konuşmayacaksın, doktorlarla da görüşmen olmayacak, hemşirelerle de görüşmen olmayacak" dedi. "Peki kimlerle görüşeyim" dedim. "Akıl hastalarıyla görüşeceksin. Oradaki hastalarla görüş" dedi. "Onlar bir şey anlamıyor" dedim. Yani konuşamayacak durumda deliler, kimi duvara başını vuruyor, kimi ağlıyor, kimi kendini yere atıyor, "onlarla ne konuşayım ben" dedim. "O zaman gir odana, düşün tefekkür et" dedi. "Burada niye geldin, niçin geldin, düşün, tefekkür et. O şekilde olsun o zaman" dedi. Baktım pek uğraşılacak gibi değil.
ÇAY TV: Sizden ne isteniyordu? Bu Yahudilik ve Masonluk üzerindeki çalışmalarınızı bırakmanız mı isteniyordu?
ADNAN OKTAR: Evet o dönemde bana haber göndermişlerdi, hastaneye haber göndermişlerdi. Hem mahkeme konusunu halledelim, hem de belirli bir ücret verelim, bu konuyu bitir gibisinden, şu anın parasıyla yaklaşık 300 milyar falan gibi bir paraydı, tahmin ediyorum. Teklif ettiler. Tabii ben ters cevap verdim, "öyle bir şey olmaz, teklifi de çok çirkin, böyle bir şey olacak konu değil bu" dedim. Sonra olayın dozajı daha da arttı ondan sonra, o dönemden sonra. Bir deli Hüseyin vardı, kapıda görevliydi. Beni dışarı çıkartmamakla görevliydi o. Böyle sürekli bağırır, çağırır, krizler geçirir falan, çelik kapı vardı, orada görevliydi o. Bütün hastaların çıkmasına müsaade ediyordu. Bana müsaade etmiyordu. Onu tembihlemişlerdi. Sen onu çıkartma demişlerdi. Çıkartmıyordu, hakikaten. Çok çok nadir bazen, annemle dışarı çıkmama müsaade ediyorlardı. Çıktığımda da telefon etmemi yasaklamışlardı, arkadaşlarımla görüşmeyeyim diye.
Kaçkar TV, 2 Şubat 2008
ADNAN OKTAR: Evet, o Yahudilik Masonluk kitabım çıktığında ilk defa Yahudilik Masonluk hakkında bu kadar kapsamlı, belgelere dayalı, inandırıcı, doyurucu ilk eser oldu benim eserim. Daha önceki eserler inandırıcı ve doyurucu olmayan eserlerdi. Ama benim eserlerimde, Yahudilik Masonluk kitabında, fotoğraf altına orijinal belge, fotoğraf altına orijinal belge, inanılmayacak gibi değildi, yani kesin inandırıcıydı. Baktılar ki son derece tehlikeli bir girişim hemen akıl hastanesi faslı başladı. 10 ay şuuru tam kapalı, yani hiçbir ihtiyacını bilmeyen, konuşmayı beceremeyen, yolunda yürüyemeyen, kafasını duvarlara vuran, ağlayan, yerlere yatan akıl hastalarının içerisine götürerek beni orada 10 ay tuttular. Ki aklı başında bir insan...
KAÇKAR TV: Bu zaman zarfında yani yeme içmesiyle ilgilenme nasıl oldu?
ADNAN OKTAR: Annem getiriyordu yiyecek, deliler de gelip koşarak annemin elinden alıyorlardı yiyecekleri. Yani deli olduğu için, aklı başında değil, kontrol edilemiyordu. Annem tabii yaşlı kadın olduğu için onun orada birşeyi olmuyordu, yani benim kadar bir direnci olmuyordu. Bir anne olduğu için tabii o biraz rengi atıyordu, mesela ben görüyordum sapsarı oluyordu rengi delileri gördüğünde. Ama buna rağmen mecburen koğuşun içerisinden geçirerek yanıma getiriyorlardı. Tek başına kadın, yaşlı kadın delilerin içerisinden geçerek yanıma geliyordu. Bu da bir işkencedir yani, ayrı bir işkencedir. Yani benim şahsıma yapılması tamam, ben birşey demiyorum. Ama o yaşlı kadına böyle bir işkencenin sebebi ne? Delilerin içinden geçirerek, kalabalık koğuştan geçerek benim yanıma geliyordu. Anlatacak tabii çok şey var daha, fakat biz bir kısmını anlatıyoruz. Fakat benim bunlardan yılacağımı düşündüler, yani ben bunlardan yılmam. Ne işkenceden yılarım, ne hapisten yılarım, ne öldürülme tehdidinden, ne şundan, ne bundan. Resulullah zamanında nasılsa şimdi de öyle. Yani Müslüman böyle şeyden yılmaz. Yılacak olsa zaten Müslüman olmasının anlamı kalmaz. Müslüman illa ki imtihan olacak, böyle zorluklarla, sıkıntılarla imtihan olacak ki cennetin kolay olmadığını hepimiz biliyoruz inşaAllah. Allah’ın rızası kolay değildir, Allah’ın rızasını kazanmayı hedefliyoruz. Allah’ın rızası, Allah’ın sevgisi ancak bunlarla mümkündür, yani zorluklara girmekle mümkündür ki hepsini yaratan Allah’tır, her şeyi yaratan Allah’tır. Müslümanın burada yapacağı tevekkülle bunu karşılayıp bunu güzel bir imtihan olarak değerlendirmektir.
KAÇKAR TV: Sizi Bakırköy’den alıp mı direkt hapishaneye götürdüler yoksa?
ADNAN OKTAR: Önce tutuklandım, hapishaneye aldılar, hapishanede bir süre yattıktan sonra, yaklaşık 9 ay hücre hapsinde kaldım, tek küçük bir hücrenin içine koydular, orada da cinayet işlemiş mahkûmların bulunduğu koğuşa alındım ben. Cinayet işlemiş ve tek tekler denen koğuş, orada suç işleyenler o koğuşlara alınıyorlardı, cezaevinde suç işleyenler, çok küçük yani yaklaşık şu kadarlık bir hücre. O hücrede ben 9 ay kaldım, oradan akıl hastanesine aldılar, orada da 10 ay kaldım. Baktılar ki vazgeçecekliğim yok, hatta beni bir ara bıraktılar akıl hastanesinden, baktılar ki aynı faaliyetler yine devam ediyor, baş olacak gibi değil ondan sonra bıraktılar artık yani çünkü daha da kalabalıklaştı ondan sonra arkadaş çevrem. Hastane döneminde sevenlerim, sempati duyanlar çok çok fazlalaştı. Bunun da bir çözüm olmadığını herhalde düşündüler ki o dönemde o baskıyı üzerimden kaldırmışlardı.
KAÇKAR TV: Peki bu çalışmaları yaparken siz kimlere, hangi insanlara ulaşmayı ve başarılı olabileceğinizi hedeflediniz bu konuda? Çünkü çevreniz gittikçe artıyor.
ADNAN OKTAR: Evet, vicdanı, gönlü açık herkesi. Belirli birşey yok. Hani bizde şöyle bir düşünce var, şöyle bir inanç var. Biz ancak zengin, gösterişli, iyi tahsilli insanlarla görüşürüm gibi bir inanç var, böyle birşey yok. Ben samimi insan olduktan sonra, samimi mümin olduktan sonra herkesle görüşürüm. Benim öyle sürekli rahatlık içinde, bir eli yağda, bir eli balda yaşadığımı düşünenler olabilir. Ama sırf benim akıl hastanesinde yaşadığım 10 ayın 10 gününü bir insan yaşayamaz, yani 10 gününü ben yaşarım diyen bir insan varsa gelsin, 10 gününü yaşayamaz. Bir insanın tahammül edeceği birşey değildi bu. Benim mücadelem genellikle bu tarzda yürümüştür, şu ana kadar dahi böyledir. Yani sürekli zorluklar, sürekli mücadelelerle devam ediyor ve bu kesintisiz devam ediyor. Ben bundan da çok memnunum. Allah’a şükrediyorum. Ama dışarıya yansıyan tabii öyle değil, yani zahiren görünen. Ben zaten öyle bir yönünü göstertmem. Olsa dahi göstertmem.
Malatya TV, 26 Aralık 2008
ADNAN OKTAR: Cezaeviyle ilgili bazı detaylar verebilirim. Benim bulunduğum koğuş tek tekler koğuşu tabir edilen koğuştu. Fakat akıl hastası olan mahkumların bulunduğu koğuştu aynı zamanda, yani işin ilginç yanı böyleydi. Mesela Abdülkerim vardı. Hastaydı, rahatsızdı. Hemen bitişiğimizde Hüseyin vardı. O da öyle rahatsızdı. Gece yarıları feryat eden, bağıran, rahatsız olan hastalardı bunlar; yani çok şiddetli reaksiyonlar gösteriyorlardı hastalığın etkisiyle. Ben de öyle küçük bir hücrenin içerisinde orada kalmıştım. Dokuz ay kadar kalmıştım. Sonra biliyorsunuz yine bir hücre değil bu sefer, ama yine hapiste de kaldım yine. Dokuz ay, on ay kadar yaklaşık yine kaldım. Ama asıl akıl hastanesi faslı benim çok şiddetliydi. Çünkü ayağımdan zincirlendim. Adli tıp safhasında. Namaz kılarken ayağım yukarıda kalıyordu, zincir kısa olduğu için. Sonra zincir ilavesi oldu. Daha rahat ettik o zaman, bir 50 – 60 cm kadar daha zincir ilave ettiler. Öyle garip bir durum vardı. Yani zincirlenmem için niçin ihtiyaç vardı? Ben bunu anlayamadım. Daha hala daha düşünüyorum. Çünkü ben çok barışçıl, insancıl bir insanım, şefkatli bir insanım. Yani zincirlenen bir insan saldırması ihtimali olan birisine belki bu düşünebilir. Ki o tarz akıl hastalarına bile böyle bir şey yapılmıyordu. Rahat rahat evlerine de gidiyorlardı. Telefon da ediyorlardı. Bana telefon etmek yasaktı. Dışarı çıkmak da yasaktı, bahçeye çıkmak da yasaktı. İşin ilginç yanı doktorlarla, hemşirelerle, pratisyen olan, yahut oraya eğitim için gelen doktorlar vardı. Onlarla da görüşmem yasaktı. Öyle ilginç bir durum vardı o dönemde.
Nevşehir TV, 20 Temmuz 2008
ADNAN OKTAR: Bana Cumhuriyet Tarihi’nde görülmemiş uygulamalar yapıldı, ben buna bire bir şahit olduğum için bunları çok büyük bir şaşkınlıkla izledim. Mesela o akıl hastanesi safahati. Ben bir yazarım, kitap yazıyorum ve görüyorsunuz bayağı da aklı başında bir insanım. Yani kimseye öyle saldıran, öyle deli gibi lafını sözünü bilmeyen bir akıl hastası değilim. Ama beni cinayet işlemiş, kan dökmüş, anasını babasını öldürmüş, işte eşini öldürmüş, gözü dönmüş akıl hastalarının bulunduğu Abdülhamit döneminden kalma bir taş binanın içerisinde adeta hapsettiler. Dışarı çıkmam da yasak. Akıl hastaları çıkıyor ama ben çıkmıyorum. 10 ay bağıran-çağıran, kendini yerlere atanlar, akıl hastanesinin hali malum. Hatta oraya insanlar ziyarete dahi gelemiyorlar olayın şiddetinden ve korkusundan. Oraya bana ziyarete gelenlere de deliler saldırıyordu. Avukatım da içeriye giremiyor. Ben ayırıyordum delilerle, akıl hastalarıyla onu. Mesela ağabeyim, annem geliyor, onlara böyle saldırmaya kalkıyorlardı, ben onları engelliyordum. Yani işte gönüllerini alarak, konuşarak, fazla da kızdırmamaya çalışarak engellemeye çalışıyordum. Aklı başında bir insanı, bir aydını, 10 ay cinayet işlemiş akıl hastalarının içerisinde tutmak bana çok acayip geldi. Çok çok acayip bir olay. Bir de üstelik benim bulunduğum dönemde yedi kişi öldürüldü, benim bulunduğum koğuşta. Ve çelik tepsilerle birbirlerine saldırıyorlar veyahut orada bulduğu herhangi bir şeyi atıp, kafasını alıp duvara vuruyor, o tarzda cinayet işliyorlardı ve o cinayetler de hemen kapatılıyordu. Öyle bir ortamda 10 ay tutulduktan sonra 4. İhtisas Dairesi’ne beni gönderdiler. Orada aklı başındadır diye rapor verildi. Sonra da askeri hastaneye malum gittim, askeri hastanede de hem ruhen hem de bedenen sağlıklı-sıhhatlidir, askerlik yapmaya da tam elverişlidir diye de rapor aldım biliyorsunuz.
Tempo TV, 24 Aralık 2008
ADNAN OKTAR: İlk kelepçelendiğimde otobüste de bir kere olmuştu Allah'a hamd etmiştim açık açık duyuldu, yani çok hoşuma gitti, kelepçe iyice oturdu elimin üstüne. Allah yolunda yapılan mücadelede bir Müslümanın çektiği acı ve sıkıntılar ona sevap olarak geri döner yani Allah'ın rızasını kazanmış olur ne kadar zorluk olursa o kadar hoş olur. Mesela ben adli tıptan geri cezaevine döndüğümde böyle bir flim sahnesi gibiydi adeta yere samanla saçılmış o yastıkları falan parçalamışlar, benim akıl hastanesinde bulunduğum dönemde de akıl hastalarıyla beraber tutuldum, işin ilginç yanı cezaevinde bulunduğum tek tek koğuşlar orada akıl hastalarının konduğu koğuşlardı yani orada da akıl hastalarının içinde tek tek denen hücrelerde tutuldum ben, yani benim mesela bitişiğimde akıl hastası vardı biraz yakınında hemen bir tane daha yanında vardı. Bir orman yakmış çocuk getirdiler akıl hastasıydı var gücüyle bağırıyordu sabaha kadar, yine bir akıl hastası daha vardı o da öyle, o şartlarda tabi çok çetin şartlardı dışarı da çıkartılmıyordum, ben orada öyle yaklaşık 9 ay kadar kaldım, sonra da 10 ay kadar da Abdülhamit devrinden kalma o eski binanın içerisinde 300 akıl hastasıyla kaldım ama bu akıl hastaları öyle bildiğiniz akıl hastalarından değil, yani saldırgan, kontrol edilmesi çok güç, adam öldüren, bulunduğum dönemde 7 kişiyi öldürdüler o insanlar yani sık sık kanlı kavgaların olduğu şiddet olaylarının olduğu bir ortamdı, öyle bir ortamda ben 10 ay kaldım. Hatta benim dışarı çıkmam da yasaktı, telefon etmem de yasaktı. Hatta bir gün rahmetli Yıldırım Aktuna bizleri böyle sırada içtima vaziyetine getirttirdi, hepimiz hazır oldaydık, hemşireler doktorlar, ben, ben baştaydım tabi, Yıldırım Aktuna Bey, benim hiçbir şekilde arkadaşlarımla görüşmememi, doktorlarla da görüşmemin yasak olduğunu hemşirelerle de görüşmeyeceksin dedi, stajyer gelen doktor öğrenciler vardı onlarla da görüşmeyeceksin dedi. Peki kimlerle görüşeyim dedim. Akıl hastalarıyla görüşeceksin, sadece hastalarla görüşeceksin dedi, akıl hastası demedi de hastalarla görüşeceksin dedi. Ben onlar bir şey anlamıyorlar dedim. O zaman git odanda dedi benim böyle bir banyodan bozma çok izbe, kötü bir karanlık odam vardı böyle orada düşün dedi kendi kendine düşün dedi, neden buradayım ben gibisinden düşün dedi, öyle zor bir ortamdı benim bulunduğum ortam hatta beni bir ara ayağımdan zincirle bağlamışlardı yatağa yani ben onu anlayamadım. İlk dönemde adli tıp döneminde ayağımdan kısa bir zincirle bağladılar, namaz kılarken ayağımı çekiyordu zincir ben dedim bu şekilde namaz kılmak çok zor olur benim dedim biraz uzatmanız mümkün mü dedim yani bir ilave zincir çok sonraları bir ilave zincir daha gelmişti bana 50-60 cm kadar daha, ondan sonra daha rahat namaz kılar hale gelmiştik daha rahat hareket ediyorduk yani benim için bir nimet olmuştu. Ama yani zincirlik olay nerde ben onu anlayamadım yani çok şaşırtıcı bir şey çünkü akıl hastaları da seyrediyordu acaba ne var burada niçin acaba zincirleniyor diye şaşırmışlardı pranga tarzında ayağıma buradan şeyle kilitlediler kalın yani böyle kalın baklalı bir zincir, ayağımda şakur şukur onlarla geziniyordum gezerken yani ben bu kadar tedbir alınması bu kadar olayın olmasını daha hala şaşkınla hatırlıyorum ve şaşkınlıkla düşünüyorum yani neden oldu niçin oldu anlayamadım. Tabii bir hayır vardır, hikmet vardır, sevabı çok büyük tabi yani Allah'ın rızasını kazandıracak zorluklar bunlar ama yani tabi çok şaşırtıcı hayret verici.
ADNAN OKTAR: 3 yıl hapis cezası var, çete lideri olarak hüküm kondu. Tabii bizim mahkemeye saygımız var, hükme de saygımız var. Ama buna Türkiye’de bir tane inanan yok. Mühim olan benim halkımın, milletimin buna inanmamış olması. Gönüllerde beraat etmiş olmam önemli, çünkü dosyaya baktığımızda hiçbir suç delili yok. Daha önce beraat ettirmişti beni mahkeme. Yani arkadaşlarımızı, hepimizi çete suçundan beraat ettirmişti. Ama sonraki hükmü bu yönde, eyvAllah. Yani o hükmü veren de Allah. Hayır vardır güzellik vardır. Özellikle haksız yere suçlanmak çok makbuldür. Hz. Yusuf'un sünnetidir. İftiharla gider yatarız. Hapishaneler de bizim yurdumuz. Oranın suyu da bu vatanın suyu. Oranın toprağı da bu vatanın toprağı. Hiç fark etmez ha burası ha orası. Onu öyle uygun gördülerse yaparız.
Milli Gazete, 19 Mayıs 2008
ADNAN OKTAR: Tabii ki bunun normal karşılığı beraattir. Çünkü Cumhuriyet Savcısı bunu açıklıyor. Dosyada suç unsuru yok diyor daha önce de siz beraat verdiğiniz diyor aynı iddialarla yine imam konumunda olan güya imam konumunda olan bir kişi de dahil olmak üzere beraat verdiniz ve çok mühim olan şey dosyadaki delil durumuna göre diyor yani dosyadaki tek tek sayılan delillere göre diyor. Bunu hakim söylüyor zaten daha önce. İkinci kere mütalaa verdi savcı onda da yine hem 313 bakımından zamanaşımıdır hem de beraattir dedi. Çok net bu açıklamalar ama buna rağmen ceza çıktı hatta indirimsiz ceza çıktı 1 yıl ilave edilerek normalde 2 yıl ceza veriliyor fakat 3 yıl ceza verilmiş. Efendim bu nedir? Bu tabii hayırdır. Bu Allah’ın yaratma sanatındaki inceliklerden derinliklerden biridir. Bir hikmet üzerine bu bu şekilde yaratılmıştır. Bunu önümdeki yıllarda önümüzdeki aylarda önümüzdeki günlerde görürüz mesela Hz. Yusuf’un 7 yıl ceza alacağı bir suçu yoktu. Hiçbir suçu yoktu, hiçbir şeyi yoktu. Bilakis mazlumdu, fakat ona ceza verme kararı ağır bastı diyor Allah. Ağır bastıran kimdir Allah’tır. Normalde öyle bir şey hiç olmaz. Onu meydana getiren Allah’tır. Allah müminleri böyle eğitir, sevdirir, güçlendirir, daha takva hale getirir daha ufkunu açar, onun güzel kaderini müslümanların güzel kaderini daha da Allah güzelleştirmiş olur. Biz buna tabii hayır hikmet gözüyle bakıyoruz. Mahkemeye ben hakkımı helal ediyorum, gani gani helal olsun her zaman söylüyorum. Şikayetçi de değilim hayır görüyorum çünkü. Fakat tabii biz hukuki haklarımızı kullanırız yine temyize gideceğiz. Ama her olayın bir karar yeri vardır yani herşey Allah’ın takdir ettiği bir noktaya doğru gider ve o noktada da hayır vardır. Mesela biz beraat ederiz onu biz hayır zannederiz şer olabilir o. Allah şer zannedersiniz hayır olur hayır zannedersiniz şer olur onun için, Biz Allah’tan sürekli hayrı istemek durumundayız. Hayır istiyoruz Allah’tan demek ki hayırlısı buymuş ki bunu meydana getirdi Allah.
Konya Sun TV, 14 Eylül 2008
ADNAN OKTAR: Ardı ardına, ardı ardına mesela ben yani çok çok fazla gözaltına alınıyordum, yani 40 kere 50 kere belki gözaltına alınmışımdır, sebepsiz mesela gelirler eve haydi seni götürüyoruz 3 gün emniyette dururdum geri bırakırlardı. Niye olduğu belli değil bazen tutanak tutarlardı onu yırtıp atarlardı bazen tutanak da tutmuyorlardı, böyle garip bir durum vardı, sonra gel zaman git zaman sonra da biliyorsunuz bize bir operasyon yaptılar, emniyete götürdüler beni, bir sürü suçlama şunu yapmışsın bunu yapmışsın ben bunları yapmadım dedim, eğer bunları kabul etmezsen dediler senin ayağınla yer arasında ne kadar mesafe var dediler o kadar, işte ölümün ve hayatının arasında bu kadar mesafe var dediler. Şimdi orada bir sürü kız çocuğu var arkadaşlarım da var, kardeşlerim de var, ben varım şimdi herkesin hayatı tehlikeye girecek, imzalayayım bitsin dedim. Yani bir sürü hayali senaryo gazetecilerin hazırladığı film tarzında ipe sapa gelmez hiçbir delili olmayan, şahidi olmayan hayali vakalar bir sürü, ortada şantaja ait hiçbir belge yok. İmzaladım, ben zannettim ki giderim savcının hâkimin önüne karşısına reddedersem konu biter zannettim. Meğer öyle değilmiş, ben o dediğim imza attığım her şeyin olmadığını ispatlamakla mükellefmişim, yani çok müthiş bir durum bu, yani her şeyi ispat etmek, yani tabii onu ispat etmek diye bir konu olmuyor, bir de bu ayrıca avukat yanında alınmadı bu ifade, avukat yanında alınmadığı için geçerli olmuyor. Yani bunun avukat yanında alınması kanunen şart, Yargıtay’ında bu konuda kararları var, ayrıca kanunlarımızda CMUK’ta açık açık maddesi var. Ama buna rağmen mahkeme 3 yıl hapis cezası verdi bana ve çete lideri olduğuma hüküm verdi, amenna kabul ediyorum çünkü devletin mahkemesinin verdiği karara benim bir itirazım olamaz, saygı duyarım. Ama benim çete lideri olmadığımı bütün Türkiye biliyor, herkes biliyor buna hiç kimsede inanmaz çünkü çete lideri adam öldürür, gasp yapar, can yakar yani bunların delilleri olur somut delilleri olur. Ben buna çete lideri derim, ama ortada hiçbir delil yokken ben böyle bir suçlamayı tabii ki kabul edemem çünkü dosyada hiçbir delil yok, fakat mahkemenin hükmüne saygı duyuyorum, bir şey demiyorum, gerekirse de gider yatarım hapiste yani o konuda da benim devlete bir sitemim olmaz, yani bunu bu cezayı verenlere de ben hakkımı helal ediyorum, gani gani helal olsun defalarca da söyledim.
Fakat mesela Ebru Şimşek vakası o dediğiniz mahkemedeki ana delillerden bir tanesiydi bu, Ebru Şimşeğin bulunduğu ev Allah’a şükür ki o olayın filmi var, yani o kadının iddia ettiği olay filme çekilmiş, videokasete çekilmiş bir film, o film de çok net bir film mahkemede çünkü bu filmi izlettik gösterttik biz hakimlere, kolon yapısı aşağıya doğru sarkan alelade bir ev bu, 60 metrekarelik bir ev kolonlar aşağıya doğru sarkıyor, pencereler pimapen ve küçük ama bu bayanın benim bulunduğum dediği ev bizzat polis getirip gösterttiği ve tutanak tutulan ev yapılan tespitte evde tavanın asmolen olduğu görülüyor, asmolen düz tavan yani kiriş sarkmıyor, kiriş yok evde ve pencereler tavandan tabana kadar iki evin arasında o ev yıkılıp yeniden yapılmadıktan sonra yapılamayacak kadar müthiş bir farklılık var hiç alakası yok iki evin. Buradan ben hiçbir şekilde olayla alakam olmadığını mahkemeye ispat ettim ve bundan beraat ettim ben.
İran İtimat Gazetesi, 26 Ekim 2008
ADNAN OKTAR: Türkiye’de basının üzerimizde anti Darwinist olduğumuz için çok ciddi baskısı var. Hatta bu baskılar öyle bir safhaya vardı ki mesela Tuncay Özkan isimli kişi şu an iddia edilen Ergenekon sanığı olarak tutuklu. Ayrıca polis müdürü Adil Serdar Saçan; bize operasyon yapan kişi, o da şu an iddia edilen Ergenekon sanığı olarak tutuklu. Bu kişiler ittifak ederek bize karşı mücadele vermişlerdi. Ve bizi o devirde tutuklamışlardı. Topluca bir gece operasyonuyla tutuklamışlardı Adil Serdar Saçan ve ekibi. Fakat Tuncay Özkan da burada kışkırtıcı yayınlar yaptı ve biz tutuklandıktan sonra da hemen tutuklanmamız ile ilgili emniyetin içinden bilgiler alarak kamuoyuna yanıltıcı bilgiler verdi. Biz bunun sonucunda tutuklandık bir süre hapiste kaldım ben. Ve şu anda üç yıl hapis cezası aldım bu operasyonun sonucunda. Fakat savcı dosyada benim aleyhimde, arkadaşlarımın aleyhinde çete suçu oluşturacak herhangi bir delil bulunmadığını söyledi. Ayrıca daha önce bizlerin beraat ettiğimiz bu suçtan aynı mahkemenin bize beraat verdiğini, gene beraat vermesi gerektiğini belirtti. Fakat polis ifadesinin de avukat yanında alınmadığını ve ayrıca işkence ile alındığını, bunun dışında da dosyada aleyhimize hiçbir suç delili bulunmadığını ve bu sebeple de beraat etmemiz gerektiğini söyledi. Fakat mahkeme buna rağmen bize ceza verdi üç yıl. Benim kız arkadaşlarım da var. Onlar da hayatında hiç karakol yüzü görmemiş, üniversite mezunu, kolej mezunu arkadaşlarım. Onlar da çete lideri olarak şu an üç yıl hapis cezası aldılar. Tabii biz mahkemenin kararına karşı saygılıyız. Ve ben mahkemeye karşı hakkımı helal ediyorum. Fakat savcının görüşü de bu. Bunun da bilinmesinde fayda var. Fakat bize operasyonu yapan polis müdürünün de iddia edilen Ergenekon davasında sanık olarak şu an tutuklu olması çok düşündürücü. Bize basında aleyhimizde baskı yapan, bizim aleyhimizde yayınlar yapan Tuncay Özkan’ın da şu an iddia edilen Ergenekon sanığı olarak tutuklu olması çok düşündürücü tabi.
Nathan Schneider, 24 Ekim 2008
ADNAN OKTAR: Mesela Türkiye’de iddia edilen Ergenekon derin devlet örgütü, son zamanlarda kanun önüne çıkarıldı. Bu örgüt bize karşı yıllardan beri mücadele verirdi yani bana karşı. Mesela akıl hastası olmadığım halde bana akıl hastası dediler. Yıllarca bu baskıyı üzerimde hissetim. Basında sürekli aleyhimde akıl hastası diye haberler çıktı. Sonradan askeri hastanede bu bozuldu ve sağlıklı bir insan olduğumu herkes görmüş oldu ve ispat ettim. Mesela kokain kullanmadığım halde emniyette yiyeceğim içine kokain karıştırdılar bunu yine adli tıpta ispat ettim. Karakolda polisteyken yiyeceğime karıştırıldığı tespit edildi. Bundan da bu şekilde kurtuldum ama beni yıllarca kokainman olarak tanıttılar Darwinist çevreler. Mesela şimdi de 1999 yılında yine iddia edilen Ergenekon örgütünün, derin devlet örgütlenmesinin bize yaptığı provakatif hareketler sonucunda büyük bir operasyon düzenlendi bize ve bunu yapan operasyonun başındaki polis de, Adil Serdar Saçan, iddia edilen Ergenekon örgütü üyesi olarak şu an cezaevinde. Bunu basın kanalıyla örgütleyen kişi de yine ve bunda görev alan kişi de yine iddia edilen Ergenekon tutuklusu olarak ceza evinde. Ama bunların neticesinde tabi mahkeme bana üç yıl ve üç tane kız arkadaşıma da çete lideri olmaktan ceza verdiler. Ama savcı daha önce mahkemeye sunduğu mütalaasında siz bu kişileri daha önce beraat ettirmiştiniz dedi. Yani daha önce bu kişilere beraat vermiştiniz birinci olarak, ikincisi bu kişilerin aleyhinde mahkeme dosyasında bir delil yok dedi. Üçüncüsü de delil olarak sunulan, polis baskısıyla ve işkenceyle alınan ifadeler de geçersizdir dedi. Çünkü hem işkence var hem de avukat yanında alınmamış dedi ve bu yüzden beraatlerini istiyorum dedi. Mesela basın bundan hiç bahsetmiyor. Sadece çete lideridir gibi vurgulamaya çalışıyorlar yani kitaplarıma güya zarar getirecekler. Diyecekler ki bu kitabı yazan kişi çete lideri, kitabını niye okuyorsunuz diyecekler. Böyle bir mantık açmazına girmiş durumdalar, yani yanlış antidemokratik bir tavır içindeler. Böyle fırsatçı bir mantık içindeler. Bunu bir bilim adamı yapmaz, yapmaması gerekir. Ben bu yanlışları uygulayan kişilere bir bilim adamı demem. Bilim adamı samimi herşeyi uygulayan insandır. Mahkemenin bu kararına da saygı duyuyorum tabiki, hakkımı da helal ediyorum. Fakat Darwinistlerin bu mahkemenin kararını bana karşı koz olarak kullanmalarını çok vicdansızca ve akılsızca buluyorum. Dürüstçe bulmuyorum. Çünkü Türkiye’de hiç kimse benim çete lideri olduğuma inanmıyor. Ben sevgiyi, şefkati, merhameti savunan bir insanım. Adam da öldürmedim, yol da kesmedim. İnsanların gönlünde beraat ettim. Bu benim için yeterli.
TASCA (Türk Arap Kültür ve Sanat Derneği), 21 Kasım 2008
MUHABİR: Üç yıl hapis cezası aldınız. Yani bize anlatır mısınız?
ADNAN OKTAR: Evet böyle bir şey oldu. Benim üç tane böyle çok hanım, terbiyeli kız arkadaşım var dindar; onlar ve ben, çete lideri olarak, suçlanarak ceza aldık. Fakat mahkemenin savcısı diyor ki; mahkememizce toplanan deliller arasında sanıkların aleyhine delil bulunmamaktadır diyor, birinci olarak. İkinci olarak, CMK’nın 148/4 maddesi gereğince poliste alınan avukatsız ifadelerin delil olarak değerlendirilemeyeceği böylece mahkemece de kabul edilmiştir diyor. Yani biz o zamanlar ifade verdiğimizde avukatsız alındı ifadeler, bir de işkence ile alındı. Bize yanlış iddialar zorla kabul ettirildi. İşkence, ölüm tehdidi olduğu için kabul ettik. Onu söylüyor savcı. Bu nedenlerle, bu ifadelerin geçersiz olduğunu söyledi. Ayrıca mahkemece ben ve diğer arkadaşlarımın tamamına mahkemenin beraat kararı verdiğini daha önce, aynı suçtan beraat kararı verdiğini bu sefer yine aynı şekilde beraat kararı vermesi gerektiğini söyledi. Bütün sanıkların müsned suçlardan ayrı ayrı beraatlarına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur dedi. Yani üç şey üstünde durmuş oldu, yine tekrar ediyorum. Birincisi avukat olmadan ve işkence ile alınan ifadeler geçersizdir dedi. İkincisi daha önce siz beraat kararı vermiştiniz dedi. Üçüncüsü de dosyada sanıklar aleyhine hiçbir delil yok dedi. Suç oluşturacak bir delil yok dedi. O yüzden beraatımızı istedi. Ama mahkeme bu yönde karar verdi. Üç yıl ceza verdi. Tabi bizim mahkemelere her zaman saygımız vardır. Kanunlara her zaman saygımız vardır. Hayır görürüz. Çünkü o da kaderde olan bir şeydir. Eğer böyle bir şey olduysa Allah daha hakim doğmadan, daha annesinin karnındayken o hüküm verilmiş oluyor. Dolayısı ile hakim Allah’ın dediğini yapar. Onun dışında bir şey yapamaz. Kaderde olanı yapar. Bir hayır vardır inşaAllah.